TREN

STV HABER “GÜNLÜK” PROGRAMI

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Merhabalar sevgili seyirciler, Günlük’le karşınızdayız.

Günlük’ün bu akşam önemli bir konuğu var, Sağlık Bakanı Profesör Doktor Recep Akdağ, hoş geldiniz efendim.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hoş bulduk Abdullah Bey.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Nasılsınız, önce hatırınızı sorayım.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- İyi hamd olsun, sizler nasılsınız?

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Ben de iyiyim, çok teşekkür ederim.

Sağlıkla ilgili konulara geçmeden önce Erzurum’la ilgili önümüzdeki hafta sonunda çok önemli bir organizasyon var, Universiad oyunları Erzurum’da gerçekleşecek, ama bir türlü kar yağmıyor. Ne diyorsunuz bu konuda Erzurum’la ilgili hazırlık yapılabilecek mi? Kamyonlarla kar taşınıyor.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Allah’ın takdiri, karın yağıp yağmayacağını Cenabı Hak bilir. Ama kar yağmazsa da aslında biz şunu göstermiş olacağız: Elimizdeki teknoloji ve hazırlık tabii kar olmadığı halde suni karla böyle büyük bir Üniversite Kış Oyunlarını yapmak için yeterli, bu çok önemli aslında. Bu tip merkezlerin bu özelliklerinin gösterilmesi çok önemlidir. Kar yağarsa başımız üstüne, aliyülala olur. Ama yağmazsa da Allah’ın izniyle bu oyunları başarıyla, suni karla gerçekleştirebileceğiz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Peki efendim, sıcak birkaç konuyla başlamak istiyorum. Dün bir görüntü televizyonlara yansıdı; Adana’da devlet hastanesinde yaşlı bir bayan emekliyordu yerde. Bu tabi çok önemli işler yapılıyor ama arada bir bu tür şeyler de oluyor. Bunun sebebi neymiş, araştırmışsınızdır mutlaka, ne çıktı ortaya bununla ilgili?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Abdullah Bey, şimdi Türkiye’de Sağlık Bakanlığı hastanelerine veya aile hekimliği merkezlerine, yani toplam sağlık hizmetini sunduğumuz kuruluşlara 1 günde yaklaşık olarak 1 milyon kişi müracaat ediyor, çok büyük bir sayı. Nerelere müracaat ediyor? Acillere, polikliniklere, yataklı bölümlere. Zaman zaman hakikaten asla kabul edemeyeceğimiz bazı hususlarla karşılaşıyoruz. Bu Adana’daki olay da kesinlikle böyle bir olay. Bir defa bizim kat’i talimatlarımız var, yani özürlüler bir hastaneye geldiği zaman, her vatandaşımız el üstünde tutulacak ama onlar böyle iki defa el üstünde tutulacaklar. Hastanenin girişinde karşılanacaklar, onlara birisi yardımcı olacak, erken muayeneye alınacaklar diğer insanların önüne geçirilerek falan. Zannediyorum Başhekim gerekli birtakım açıklamaları yaptı. Neyse oradaki eksik olan husus, bunun üstüne biz süratle gideriz. Bunlara derhal soruşturma açıyoruz, bir kusur varsa hiç kimsenin gözünün yaşına da bakmıyoruz açıkçası kimse kusurlu olan. Çünkü bu hastaneler milletin hastanesidir, halkın hastanesidir, buralarda onlara hizmet edilecek. Bizim yöneticilerimiz de bu hizmetleri yapmakla mükelleftir, memurdur, memur deyince böyle anlamak lazım. Yani, hani çocukluğumuzda, gençliğimizde bize bir şey öğretmişlerdi, memurun bir düğmesine dokunursan 6 ay başlar falan; yok öyle değil, memur demek hizmet eden insan demektir, hizmetkâr demektir. Biz de kendimizi hizmetkâr mevkiinde görüyoruz. Kime hizmet eder? Halkına hizmet eder, milletine hizmet eder, bu da en büyük şereftir. Buna benzer şeylerle zaman zaman karşılaşıyoruz. Bir tek görevlinin hatası bile böyle bir görüntüye yol açabiliyor. Düşünün orada hastanenin soruşturma sonunda aslında bunu, yeterince bu işi düzenlediğini, ama oradaki görevlinin işini ihmal ettiğini varsayalım, bu bile böyle bir görüntüye yol açabiliyor. Artık herkesin elinde bir video var, herkesin telefonu bir video haline dönüştü, bir fotoğraf makinesi haline dönüştü.

Bir de şöyle bir şey var Abdullah Bey: Vatandaşın duyarlılığı çok arttı. Yani, eskiden buna benzer bir şey olduğu zaman sesini çıkaramayan, boynunu büken vatandaş artık boynunu bükmüyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Aslında bu tür şeylerin ortaya çıkmasından rahatsız değilsiniz herhalde…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Asla değilim, hiç.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Olmasını istemezsiniz ama…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Olmasını tabii ki istemeyiz, hiç de rahatsız olmuyoruz, vatandaş boynunu asla bükmemeli ve hukukunu, hakkını aramalı. Bakın bazen bana bir hastanede sorunlu bir iş var veyahut başka bir yerde, bir arkadaşımız, dostumuz, milletvekilimiz getirip bir husustan bahsediyor. Falanca hasta şurada sıkıntı çekiyor veya işi görülememiş diye. Ben genelde diyorum ki, bunu bana söylediniz, haberim oldu. Şimdi 184 numarayı lütfen arayalım, siz arayın, hiç bana söylememiş olun, bakalım konu çözülüyor mu? Yüzde 80’inde, 90’ında konuyu 184 numaralı telefonu açmakla, telefondaki operatörle görüşmekle o kişi çözebiliyor. Bir sistem kurmuş durumdayız.

Şundan rahatsız oluyoruz yalnız, onu söyleyeyim: Bazen asparagası yapılıyor bu işin, yani olmamış bir şey yapılıyor. Yani, Başkentin göbeğinde 45 dakika ambulans bekledi denen bir vakaya eğer kayıtlar, bizde sesli kayıtlar var 112’nin, ambulansın 4,5 dakikada gittiğini gösteriyorsa, artık buna da pes diyorsunuz yani. Ama genelde basının bu husustaki verilerini biz adeta dış denetim gibi telakki ediyoruz, çok da yararlandığımızı söyleyebilirim. Zaman zaman aslında haksız birtakım şeyler, olmadık asparagaslar ortaya çıkıyor olmasına rağmen biz çok yararlanıyoruz. Tabii bazıları şöyle yapıyor: Bunu genelleştiriyor, yani böyle bir olayı bazen muhalefet, yahut bizim dönümümüze muhalif olanlar genelleştiriyorlar. İşte gördünüz mü sağlık sistemi budur demeye getiriyorlar. Ama halkımız biliyor ki sağlık sistemi bu değil. Artık bu millet hastane kapılarında boynunu bükük durmuyor. Bu ülkenin özel hastaneleri dahil her hastaneden vatandaşımız istifade edebiliyor. Ambulans çağırırsanız aynı şey. Bütün hizmetler açısından böyle bir değişiklik oldu Türkiye’de. Ama söylediğim gibi, bunlar olacaktır, olacaktır derken, yani normaldir anlamında asla söylemiyorum. Bunlarla karşılaşacağız. Sizin söylediğiniz gibi, neden bu ortaya çıktı falan diye de kimseye de şey yapmıyoruz, yani neden ortaya çıkarıyorsunuz da demiyoruz, mutlaka gerekeni yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Vatandaşımız da hakkını mutlaka arasın. Yani, karşısına böyle bir şey çıkıyorsa mutlaka hakkını arasın. Hakkını en kolay arayabileceği yer 184 numaralı hattır.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Her şeyi oraya bildirebiliyor mu? Yani, hastanede karşılaştığı bir hoşuna gitmeyen muameleden tutun da, evinde bir sağlık problemi yaşadığı vakit her şeyi oraya bildiriyor vatandaş?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Her şeyi bildirebilir. Yani normal yolla hizmet alması gerekirken hizmet alamadı, bir sıkışıklığı oldu. Ne yaparsınız? Bir tanıdık ararsınız, başhekime ulaşmaya çalışırsınız, bağırır çağırırsınız. Hatta artık buranıza gelmiştir kavga çıkarırsınız, Hayır, bunların hiçbirine lüzum yok. 184 numaralı hattı arayın, çok iddialı konuşmuyorum, hani yüzde 100 problem çözülür anlamında değil, ama yüzde 90 probleminizi çözebilecek bir yapı kuruldu. Günde aşağı yukarı 3 bin kişi arıyor bu hattı. Yarın 5 bin kişi arasa, 10 bin kişi arasa biz 10 bin kişinin ihtiyacını görebilecek bir sistemi kurarız. Şu anda aşağı yukarı 60-70 operatörle çalışıyor. Söylediğim gibi çok iyi eğitimli operatörler. Vatandaşımız kendi hukukunu mutlaka aramalı.

Recep Akdağ

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Efendim, bir de Karabük’te bir olay olmuştu; bacak kesme, yanlış bacak kesme meselesi. Bununla ilgili de herhalde bu kapsama giriyor değil mi, burada bir yanlış mı vardı?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Tabi orada da ferdi bir şey yani. Çok önemli bir şey bu, çünkü soruşturma devam ettiği için, hani şöyledir böyledir diye kesin bir şey söyleyemem ama ilk veriler ışığında orada deliller karartılmasın düşüncesiyle, evraklarda herhangi bir şey yapılmasın düşüncesiyle suçlanan görevli arkadaşı açığa aldık, soruşturma devam ediyor. Bir yanlış varsa, işin hem adli tarafı var bu işlerin, hem idare tarafı var. Bakın bu tip yanlış organa müdahaleler bütün dünyada tıpta yapılabilen yanlışlıklardır. Biz bunu gördüğümüz için geçtiğimiz yıllarda, bu işin uzmanlarıyla çalıştık, genelgeler yaptık. Bir ameliyata girilirken nelere dikkat edilecek bunu artık herkes biliyor. Ha bir kişi eğer bunu bilmesine rağmen ihmal etmişse, ceremesini çeker artık, ne yapalım yani.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Efendim, Tam Gün Yasası son günlerde tekrar gündeme geldi. Danıştay yürütmesini durdurmuştu. Daha sonra sizin itirazınız kabul edildi. Şimdi Tam Gün Yasası uygulanmaya başlanacak değil mi, bir sıkıntı yok şu anda herhalde önünde?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şöyle: Artık basın karşısında bu hususta konuşurken çok dikkatli olacağım Abdullah Bey. Biliyorsunuz Danıştay’ın ilgili dairesi başlangıçta bizim bir basın açıklamamızı, sitemize koyduğumuz, Sağlık Bakanlığı sitesine koyduğumuz bir basın açıklamasını esas alarak iptal kararı verdi. Çok enteresandır yani, bunlar hukuk tarihine geçecek enteresan uygulamalar. Onun için ben bu soruyu daha önce de sordular, şunu söylüyorum: Bize Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun kararı yakında ulaşır, gerekçeli kararı yakında ulaşacaktır. Biz de bu gerekçeli kararın uygulanması için kuruluşlarımıza bunu uygulayın diyeceğiz, başka hiçbir cümle yapmayacağız, bir cümle konuşmayacağız.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Konuşursak durdururlar mı diye korkuyorsunuz?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Olabilir.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Şimdi tamam…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ama şu var: Bir kararlılığımız var. Yani biz vatandaşımızın, anasını, babasını, ninesini, eşini sırtına alıp da 5 kat, 6 kat, 7 kat yukarıda bir muayenehaneye merdivenlerden çıkarmasına razı değiliz, olmayacağız. O muayenehaneye çıkıp ondan sonra orada para istenmesine, para vermesine, efendim ameliyatı için para vermesine asla razı olmayacağız. Devlet hastanesinde ya da devletin üniversitesinde çalışan bir arkadaşımızın muayenehane ile burası arasındaki ilişkisine asla müsaade etmeyeceğiz. Ama hekimler elbette muayenehane açabilirler, elbette özel çalışabilirler bu onların en tabi hakkıdır. Özel hastanede çalışabilirler. Emeklerinin karşılığını alırlar, alsınlar da hekim emeği çok kıymetlidir. Ama bir devlet hastanesiyle ya da devlet üniversitesiyle dışarıda bir yerde, bir adreste parasal ilişki kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz, buna kararlıyız.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Üniversite öğretim üyelerinin de muayenehanede çalışmalarının önüne geçiyor değil mi bu şu anda Tam Gün Yasası?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Dedim ya, şimdi gerekçe gelsin öyle karar verelim.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- İlk başta ona itiraz vardı. Yani şu an itibariyle hani gerekçeyi görmedik ama görünen yönüyle, ben de kararlıyım herhalde durdurtmaya, üst üste sorular soruyorum.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şimdi 1 Şubat’tan itibaren üniversite hastanelerinde, özel muayene, özel ameliyat, özel işlem parası adı altında alınan bütün paraları artık vatandaşımız vermeyecek.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bu Tam Gün Yasası çerçevesinde olan bir şey mi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bu da Tam Gün Yasasının başka bir maddesi.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Başka bir maddesi, evet tamam.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- O bitti. Bu mahkemeyle ilgili olarak herhangi bir iptale de uğramadı bu madde. Dolayısıyla, 1 Şubat’tan itibaren bu çile bitiyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Nasıl olacak sistem, tam bir anlatır mısınız? Vatandaş gitti üniversite hastanesine, evet…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Üniversite hastanesine gittiniz, şimdi genelde üniversite hastanelerinde hocaya ulaşmak için özel muayene ya da özel işlem parası diye bir para ödüyorsunuz döner sermayeye. Ameliyat olacaksanız özel ameliyat parası ödüyorsunuz, bazen böyle çok pahalı cihazların, sofistike cihazların yaptığı, onlarla yapılan işlemlere ihtiyacınız varsa, o cihaz çekimi için bir para ödüyorsunuz, mesela MR çekimi için, tomografi çekimi için falan. Artık bunlar tarihe karıştı, bu bitti. 1 sene süre vermiştik kanunu yaptığımızda 1 sene de bitti. Vatandaş olarak bir üniversite hastanesine gittiğinizde hoca parası adı altında, döner sermaye parası adı altında herhangi bir para kesinlikle ödemeyeceksiniz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bir kere daha açık soruyorum; hoca parası ödemeyeceksiniz, doçent farkı, profesör farkı falan gibi paralar ödemeyeceksiniz doğru mu?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bitti, tarihe karışıyor 1 Şubat’tan itibaren.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- MR çekilecek dendi, para?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ödemeyeceksiniz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Tomografi dendi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ödemeyeceksiniz. Ameliyat olacak ödemeyeceksiniz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Tahlil dendi, ameliyat dendi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bunlar bitti.

Recep Akdağ

Peki üniversitede çalışan meslektaşlarımızın, doktorlarımızın ayrıca muayenehaneleri olabilecek mi? İşte gelsin kararlar görelim yani, ona göre. Ama Anayasa Mahkemesi de biliyorsun gerekçelerini açıkladı. Bütün bu kararların sonucunda, Danıştay kararını da gördükten sonra gerekirse yeni yasa da yapacağız. Yani biz bu ilişkiye müsaade etmemeye kararlıyız. Tekrar söylüyorum, vatandaş cebinde parası olan insanlar özel hastaneye gidebilirler, hatta sosyal güvenlikle sözleşmesi olmayan özel hastanelere gidebilirler. Türkiye’de şöyle sayısı iki elin parmakları kadar olan hastaneler, Sosyal Güvenlik Kurumu’yla da anlaşma yapmadılar. Bizim zengin, paralı bir başvuran kitlemiz var, biz bunlara bu hizmeti veriyoruz diyorlar. Versinler, mübarek olsun yani. Türkiye’de yüzlerce özel hastane var, onların 10 tanesi de böyle hizmet verecekmiş varlıklı insanlara. Bunun önünü kesmiyoruz, ama genel olarak artık para ilişkisini kamu hastanelerinde tamamen kesiyoruz, devlet hastanesinde ve üniversite hastanesinde. Özel hastanelerde de, makul bir fark alınmasına müsaade ediyoruz. Faturanızın belli bir miktarı kadar. Ne bileyim işte 300 lira bir özel hastaneye gittiniz eğer bir fatura çıktıysa Sosyal Güvenlik Kurumu’na, sizden 150 lira alabiliyor hastane veya 200 lira alabiliyor, ancak bu kadar, daha fazla alamıyor. Ama eğer hastalığınız ya da yakınınızın hastalığı aciliyet gösteren bir durumsa, yoğun bakımlık bir durumsa zaten hiç para alamıyor, şu anda sistem böyle.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Üniversite hastanesinde diyelim ki vatandaş, para istendi, işte ya fark istendi ya da herhangi bir tahlil için, tetkik için, MR için, tomografi için, başka bir şey için para istendi. Nereye şikâyet edecek? 124’ün üniversite hastaneleri üzerinde de bu şekilde…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- 184’ün.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- 184’ün, özür dilerim, bir denetim tasarrufu var mı, yani onu da mı size şikâyet edecek, ne yapacak, diyelim ki istendi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Elbette, yani biz doğrudan o hastanenin yönetiminde değiliz ama Sağlık Bakanlığının Türkiye’deki sağlık hizmetleriyle ilgili aksayan işleri takip etme ve bunu gerektiği yerlere bildirme sorumluğu da var. Bize bu geldiği zaman, biz üniversite yönetimine diyeceğiz ki, böyle böyle bir yanlış yapılıyormuş lütfen bunu düzeltin. Yani vatandaşımız artık zaten devlet hastanelerinde, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde bu hiç yok da, artık ister bir devlet hastanesi, ister bir devlet üniversitesinin hastanesi olsun, buralara gittiğinde hoca parası adı altında bir para vermek zorunda olmadığını bilsin. Tahlil parası adı altında bir para vermek zorunda olmadığını bilsin. Ha sosyal güvencesi yoksa varlıklıysa, o zaman zaten parasıyla alır hizmeti, oradan da parasıyla alır, o ayrı bir konu. Ama hoca parası diye bir şey yok yani.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Geçmişten, geçmişteki tecrübelere dayanarak bir şey soracağım. Şimdi diyelim ki bununla karşılaşılabilir. Ne yapsın vatandaş? Ben ödemiyorum diye diretecek mi orada?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Elbette

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yoksa ödeyip parasını sonra mı hakkını aramaya çalışacak?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hayır, elbette, nasıl ödeyecek, ödemeyecek.

Şimdi bu sorularınız çok önemli Abdullah Bey, neden biliyor musunuz?

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Çünkü yarın bir gün bunlarla karşılaşılabilir de onun için soruyorum.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- O kadar önemli ki, bu hususta bizim AK Parti hükümetleri olarak vatandaşımızın nasıl arkasında durduğumuzu artık Türk milleti biliyor. Burada onların bir tereddüdü kalmadı. 8 sene az bir zaman değil, bütün uygulamalarımız ortada yani. İşte birileri gidip diyorlar ki bu Sağlık Bakanı komünist Bakan. Neyi söylemeye çalışıyorlar? Sosyal adaleti gözetiyoruz biz. Haşa tabi ki komünist falan değiliz ama, biz AK Parti olarak sosyal adalete çok önem veriyoruz. Bizim anlayışımızda insan çok önemlidir. Yani bir insan parası olmadığı için bir hastanenin kapısına gidip de boynunu bükerek oradan dönemez. Döndüğü zaman buna sosyal devlet denmez. Bazen zannediliyor ki, biz çok değerli meslektaşlarımızla, doktorlarımızla ilgili bir sorunumuz var. Haşa hiç böyle bir sorunumuz yok. Biraz önce de söyledim, onların emekleri o kadar önemlidir ki, onların emeklerinin karşılığını veremeyiz yani. Ama kötü bir sistemle doktorları da baş başa bırakmamamız gerekir. Yani bir doktor muayenehanesi de olsa, ne bileyim başka bir şey de olsa biraz parasız bir insan onun muayenehanesine gittiğinde çok zorlanırdı eskiden yani. Alsa olmaz, almasa olmaz, bir sıkıntı. Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık. Vatandaşımızın da kendi hukukunu araması lazım. Söyledik ya, özel hastanelere de gitseniz, acilseniz sizden kimse para alamaz diye.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- O konuyu biraz açmanızı isteyeceğim özel hastanelerin acilini.

Bir de, doktorları küstürüyor Sayın Bakan diyorlar, küstürüyor musunuz doktorları, bir de onu soracağım. Ama kısa bir ara vermek istiyorum müsaade ederseniz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Olur tabi.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Kısa bir aranın ardından Günlük devam edecek.

(Reklam Arası)

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Günlük’e devam ediyoruz. Konuğumuz, Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ.

Efendim, şimdi tabi sosyal adaleti sağlamak üzere sosyal devlet ilkesi gereği bunları yapıyorsunuz da, doktorlar da diyorlar ki; biz de bu ülkenin vatandaşı değil miyiz, Bakan bizi sevmiyor mu diyorlar.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Doktorlar, hem bu ülkenin vatandaşları, hem de bizim başımızın taçları. Gerçekten, yani doktorluk çok önemli bir meslek Abdullah Bey. Ben de o yollardan hep geçtim; 6 sene, 7 sene en çok çalışan öğrenci grubu sizsiniz. Arkadaşlarınız bahar gelir güler oynarken, siz anatomi terimlerinin içinde sabahlara kadar çalışmak zorundasınız. Okul biter, devlet hizmeti yükümlülüğü başlar. Çok bayılarak koymuyoruz bunu ama ne yapalım başka çare yok, vatandaşın ihtiyacı var ülkenin belli bölgelerinde. Sonra ihtisas yaparsanız 4 sene, 5 sene, o ihtisas yılları, günaşırı nöbetler, ağır nöbetler vesaire, yani ömrünüzün uzman olmuşsanız mesela 12 senesi falan hep böyle geçer. Ondan sonrası da hep öğrenmedir. Tıp fakülteleri öyle enteresan yerlerdir ki, hoca olsanız orada yine öğrenci gibisinizdir yani, sürekli öğreneceksiniz. Hızlı değişen ve sizin adapte olmak zorunda olduğunuz bir bilim alanıdır bu. Büyük fedakarlıklar ister, çünkü Türkiye’de doktor sayısı çok yetersiz. Maalesef bizden önceki hükümetlerin özellikle tabip meslek örgütlerinin baskıları ya da yanlış yönlendirmeleri sonucunda YÖK’ün öğrenci sayılarını, kontenjanlarını yetersiz tutmaları sebebiyle Türkiye’de bugün doktor sayısı yetersiz. Bu şimdi artmaya başladı. Yeni YÖK Yönetimiyle biz bunu başardık ama doktor sayısı da yetersiz olunca iyice yükü fazla oluyor doktorların. Onun için biz doktorlara ne versek, onların haklarını karşılamış olmayız. Peki, o zaman ne oluyor, niye bu işte muayenehane işi falan gündeme geliyor falan? Ama şöyle bir haksızlığı da hiçbir hekim yapmak istemez: Yani kamunun göremediğini vatandaştan alalım, bu insafa sığmaz ki. Doktor bunu istemez, istememelidir de. Yani doktorların büyük çoğunluğunun bunu istemediğini de ben biliyorum. O zaman ne yapacağız biz? Vatandaştan almanın mecburiyetini ortadan kaldıracağız hekim açısından, ama sistemi hekime ek ödemelerle ve diğer yollarla ödemeler yaptığımız bir yöne doğru dönüştüreceğiz, bunu dönüştürdük.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Tatmin edecek bir dönüşüm yapıldı mı?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şimdi rakamları konuştuk mu işte ondan sonra sıkıntı çıkıyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yok yok, rakamlara girmeyelim tabi.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ama şunu söyleyebilirim: Mesela pratisyen hekimler, aile hekimleri geçmişte kazandıklarının 3 mislini kazanıyorlar, 3 misli, yani yüzde 300’ü. Uzman hekimler geçmişte aldıkları maaşların şimdi maaş ve ek ödeme olarak en aşağı 3 mislini kazanıyorlar. Şimdi yapabildiğimiz bu. Ama yani ülkenin bir gücü var, milletin bir ödeme gücü var falan, Sosyal Güvenliğin imkânları var. Ama şunu ben söylüyorum, niyetimi de bir taraftan söylüyorum: Buraya kadar taşıdık, ne kadar tatminkar siz karar verin, vatandaşlarımız karar versin. Bir kanun yapmadan önce, Tam Gün Kanunu yapmadan önce, şu anda da malum işte Anayasa Mahkemesi iptalleri verince Danıştay aslında o kanunlaşmış değil o ilgili maddeleri. Buna rağmen Türkiye’de uzman doktorların yüzde 94’ü, pratisyenlerin daha fazlası gönüllü olarak kamuda tam gün çalışmaya başladılar. Biz çünkü dedik ki tam gün çalışanlara, hani bu bahsettiğimiz muayenehane işine falan girmeyenlere daha fazla ödemeye yapacağız, yapıyoruz da, demek ki tatminkar. Ama bana sorarsanız hekimler daha fazla kazansın, hemşireler, sağlıkçılar daha fazla kazansın diye bundan sonra da elimden geleni yapacağım. Şükürler olsun ki büyüyen bir ülkedeyiz, ekonomisi büyüyen bir ülkedeyiz. Bakın 2009’da birçok ülke sağlık harcamalarında büyük kısıtlamalara gittiler. OECD ülkelerinin bakanlarıyla bir toplantı yaptık bundan bir 6 ay kadar önce. Orada ben kendi durumumuzu anlattım Türkiye olarak. OECD’nin Genel Sekreteri şunu söyledi: Dedi ki, Sayın Bakan, o sizdeki virüsü diğer OECD ülkelerine bulaştıralım da biz de biraz para bulup şu işlere bakalım, nereden buldunuz bu virüsü? Virüsten kastı, yani Türkiye’deki iyi durumdan bahsediyor. Niyetimiz; sağlık çalışanlarının, hekimlerinin daha fazla kazanabildiği, ortamlarının daha iyi olduğu, çalışma şartlarının çok daha iyi olduğu bir ülkedir. Ama hiçbir zaman vatandaştan alma üzerine bir şey bina edemeyiz. Ben…

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani vatandaşla doktoru ticari bir ilişkiye sokmadan doktorun da daha çok kazanması için, vatandaşın da daha cebinden az para…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Rahat hizmet alması için.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Rahat hizmet alması için sistem üzerine çalışıyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ben şöyle bir şey söylüyorum: Mesela bizim bu uygulamalarımıza en çok karşı çıkan örgüt, Tabip Örgütü. Ben onlara kapitülo komünistler diyorum veya kapitülo sosyalistler, iş sisteme gelince sosyalist bir yöntem öneriyorlar, Küba’ya benzer bir yöntem falan öneriyorlar. Ama iş muayenehaneciliğe gelince, bu sefer Tam Gün’ün karşısına çıkıyorlar, böyle çelişki olmaz, bu çelişkiden vazgeçsinler. Veya doktor sayısına gelince Türkiye’de doktor sayısı yeterli diyorlar. Ama iyi bir sistem var dedikleri Küba’da, Türkiye’deki doktor sayısının -nüfuslarımıza göre söylüyorum, kıyasla- 6 misli doktor var. Türkiye’de doktor sayısını artırmalıyız, diğer sağlık çalışan sayısını artırıp onları rahat ettirmeliyiz, kazançlarını da artırmaya devam etmeliyiz; özeti bu.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Evde bakım hizmeti veriyorsunuz, bu hizmet kimlere veriliyor ve aksamadan yürüyor mu şu anda?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Evde bakım hizmetlerini, ama bakım demeyelim de isterseniz evde sağlık bakımı diyelim.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Sağlık bakımı.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Tabi. Çünkü biliyorsunuz uzun zamandan beri Hükümetimiz özürlülere evde bakım için para ödüyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Doğru, ayrı bir şey, evet.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- O bildiğimiz günlük bakımdır. Bizim Sağlık Bakanlığı olarak yapacağımız evde sağlık bakımı. Ağır özürlülüğü olanlar ya da ağır hastalığı olup artık son dönem kanserler vesaire gibi hastalığı olanlara evlerinde sağlık bakımı vermeye başladık 2010 yılında. Toplamda 10 bin kişiye bu hizmeti vermeye başladık.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Ne kadar, her gün mü gidiyor geliyorlar doktorlar, nasıl oluyor?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Her gün gitmesi gerekmiyor; ihtiyaç bazı kişi için haftada birdir, bazı kişi için ayda birdir. Hem pratisyen hekimlerimiz, aile hekimleri, hem onların hemşireleri, hem gerekirse uzmanlar evlerinde bu hizmeti vermeye başladık. Evlerine gerekli cihazları ve gerekli sarf malzemelerini, harcama malzemelerini de götürüyoruz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani, hastanın evine götürüyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Evine götürüyoruz tabii. Yani, bu yatalak hastalar ve ağır özürlü olanlar için yalnız. Kendisi kalkıp da hastaneye gidebileceklere bu hizmeti vermiyoruz, bu gereksiz olurdu. Yatalak olup hastaneye gitmekte güçlük çeken kişilere, eğer hastaneye veyahut doktora gitmekte güçlük çeken kişiler, eğer hastanede yatması gerekmiyorsa ya da ne bileyim mesela MR çekimi yapacaksınız, onu eve götüremezsiniz. Böyle hastanede yapılacak bir işlem zarureti yoksa doğrudan evinde bakmaya başladık. 2011 yılı içerisinde peyderpey artırarak yaklaşık olarak 100 bin vatandaşımıza bu hizmeti vermeyi planlıyoruz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Aile hekimleri mi yapıyor bunu?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bu aile hekimleriyle hastanenin birlikte yapacağı bir iş. Hatta bir taraftan toplum sağlığının da bunda görevleri var. Bir koordinasyonla herkes kendi yapacağı işi ve nereye kadar yapacağını biliyor. Örneğin, şimdi evde bakım yaptığınız bir hastanız olsa, işte onun sondasının alınması, götürülüp evde takılması, ne bileyim yatağında sırtında yara açılmasın diye sürekli bakım yapılması gerekir falan, bunlar için malzemeleri de şimdi satın alıyorsunuz siz, eski sistemi söylüyorum, gidip Sosyal Güvenlik Kurumundan geri alıyorsunuz o malzemeyi. Bunların hiçbirine gerek kalmayacak. Zor bir iş olduğunu biliyoruz ama buna talibiz. Türkiye’de yaklaşık olarak 100 bin yatalak hastaya 2011 bitmeden bu sayıya ulaşmış olarak bu hizmeti inşallah vereceğiz. Şu anda başlattık, gittikçe gelişiyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Aksatılmadan yürüyor mu? Yani, işte doktor yok falan, bugün gelmeyelim, yarın gelmeyelim, bu haftakine bakmayalım falan gibi böyle mazeretlerle karşılaşılıyor mu, yoksa aksatılmadan yürüyor mu bu sistem?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şöyle: Şimdi işte yine aksatılmadan derseniz, yani binde 1 defa aksatılsa aksatılmış olur. Ama sistemin aksaması için bir sebep yok, çünkü bu 100 bin kişiyi karşılayabilecek bir hazırlığı yaptık. Ama onun üstüne de gitmemek lazım.

Şimdi aslında Abdullah Bey, bu sorunuzun da önemli bir tarafı var. Bu kabil hizmetler verildiğinde vatandaşımız gerçekten ihtiyacı varsa buna talipli olmalı. Bu tıpkı 112 ambulansını çağırmakta da böyle, acile bir hasta götürmekte de böyle. Mesela şu anda Türkiye’de acillere müracaat, hiçbir Batılı ülkede olmadığı kadar yüksek. Nasıl oluyor? İşte akşam mesai bitince çocuğumuzu elinden tutuyoruz nezle olan yavrumuzu götürüyoruz doktora göstermeye çalışıyoruz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Nasıl olsa boş sıra beklemiyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hayır bekliyorsunuz belki ama yani gündüzden daha kolayınıza geliyor. Hâlbuki şimdi pırıl pırıl hizmet veren aile hekimlerimiz var. Randevuyla gidebilirsiniz, randevusuz gitseniz bile belki yarım saat bir saat bekler gayet güzel bir şekilde tedavinizi olursunuz. Şimdi biz o acilleri bu şekilde gereksiz başvurularla doldurursak, 112 ambulansını gereksiz yere telefonunu çevirirsek, bu şekilde aslında yatalak olmayan bir hastamız için gider de ısrar edersek benim de hastama gel evde bak diye o zaman hizmetleri vermekte tabi ki zorlanırız.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bu acil hakikaten önemli bir konu. Acile giden herkes kapıdan döndürülmeden bakılıyor mu? Dediğiniz gibi, çocuk nezle olmuş götürmüş normal götürülebilirken acile gitmiş.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Aslında bakarsanız kapıdan da döndürülebilir. Ama biz şu talimatı veriyoruz: Diyoruz ki, mümkün olduğu kadar vatandaşı çevirmeyelim, döndürmeyelim. Birçok hastane şunu yapmaya başladı fiziksel mekânları uygunsa, gerçek acilleri acil tarafına alıyor arkadaşlarımız triyaj diyoruz buna. Normalde acile giden bir vaka kırmızı, sarı, yeşil diye tasnif edilir; böyle uluslararası kodlama var. Kırmızı ve sarı kod almışsa zaten acil vakadır, derhal ona müdahaleler yapılır. Yeşil kod alınmışsa poliklinik tarafına doğru götürülerek orada bir sekreteryayla adeta gece polikliniği gibi bakmış oluyoruz.

Ama müsaadenizle benim de vatandaşlarımıza bir çağrım olsun; 112 ambulansları her zaman hizmetinizdedir, hatta hava ambulansı olarak hizmetinizdedir gerekirse. Ama gereksiz yere de 112 telefonunu aramayalım. Yani, telefonunu denemek için arayan var ücretsiz olduğu için.

İkincisi; mutlaka ambulanslara yol verelim.

Üçüncüsü de; acillere eğer gerçekten hastamızın durumu acil değilse gitmeyelim. Çünkü başkalarının hakkını çiğnemiş oluyoruz, yani günahtır. Hani orada daha ağır bir hastaya müdahale etmek gerekirken bu sefer bu kalabalıktan dolayı ağır hastaya müdahale şansı azalıyor.



Ben hekim olarak da Abdullah Bey geçmişte şöyle vakalarla karşılaştım: Hiç unutmam bir çocuk vakaya canlandırma işlemi uyguluyoruz, yani solunumu ve dolaşımı durmuş, biz acil müdahale odasında çalışıyoruz. Şimdi o acil müdahale odasında iki arkadaş çalışıyor, hatta üç arkadaş çalışıyoruz asistanlığımda. Acil müdahale odasından bir malzeme almak için çıktım, arkadaşlar müdahaleye devam ediyorlar. Kapının önünde bir vatandaş kucağında çocuğu, ama çocuğun durumu iyi, bana öyle bir çıkışma çıkıştı ki, dedi ki; buraya geldik iki saattir bekliyoruz, neden işte bize hizmet etmiyorsunuz falan. Hâlbuki içeride biz bir canla uğraşıyoruz. Dolayısıyla, vatandaşımız buna çok itina etmelidir. Bu kültürü hep birlikte geliştireceğiz. Bizim için vatandaşa hizmetin sınırı yok. Şöyle söylüyoruz, yani hastane kapısındaki en son vatandaşın ızdırabı dinene kadar bizim ızdırabımız dinmez. Biz AK Parti olarak böyle bir partiyiz, Başbakanımız böyle bir insan, ben de gücüm yettiği kadar bu nöbeti böyle götürüyorum. Ama vatandaşımız da bu hassasiyetlere itina etmeli.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- 112 ambulans konusunda ne kadar iddialısınız? Son zamanda belli bir süre veriyordunuz şu kadar zamanda olay yerine ulaşıyor bir aksilik olmazsa yolda diye, burada aksama var mı?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Burada uluslararası kurallar var. İlk 10 dakikada ulaşma sürelerinize bakılır. Türkiye’de ilk 10 dakikada ulaşma süremiz yüzde 90’nın üzerinde. Bu uluslararası standartları tutturmuş durumdayız. Ancak, kırsalda biz bunu yarım saatte ulaşma süresi olarak ele alıyoruz. Çünkü kırsalımız özellikle ülkenin bazı bölgelerinde çok geniş biliyorsunuz. Siz Erzurum’u, Afyon’u, Kastamonu’yu, Sinop’u düşünün, yani 20 kişinin, 30 kişinin, 50 kişinin yaşadığı köyler var, çok ücra yerlerde. Oralarda biraz uzaya biliyor. Ama buralarda da kışın kar üstü araçlarla, helikopterlerle, biliyorsunuz şimdi sistem çok değişti, geçmişe hiç benzemeyen bir sistemiz var. Vatandaşımızın imdadına koşuyoruz. Yani şunu söyleyebilirim: Türkiye’de 112 ambulans sistemi, gerek kara ambulanslarımız, gerek deniz ambulanslarımız, gerek motosikletlerimiz var biliyorsunuz şimdi biraz böyle dar sokaklara falan girmek için. Gerek kar üstü araçlar, helikopterler, uçaklarla artık zengin ve çağa yakışır özelliklere sahip bir ülkede ne veriliyorsa bu veriyor, belki bazı ülkelerdekinden de daha iyisini veriyor. Ve tamamen ücretsiz biliyorsunuz, geçmişte ambulansa hastanızı bindirirken bir de mazot parası isterlerdi.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Evet, onlar da oluyordu.

Merkezi bir randevu sistemi, hastane randevu sistemi var. Bu ne kadar sağlıklı çalışıyor? Bunda da aksamalar oluyor mu ya da çok ciddi sıkıntıları var mı?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şöyle Abdullah Bey, o da önemli bir projemiz bizim: 2011’de iki önemli projemiz var, birçok projemiz var ama vatandaşlarımızın yakından hissedecekleri, kendi hayatlarından hissedecekleri. Birisi biraz önce konuştuğumuz evde bakım hizmetleridir, evde sağlık bakımı yatalaklara, ağır hastalara evde sağlık bakım hizmetleridir. İkincisi de; bu merkezi randevu sistemi. Muhtemelen Mayıs ayında ülkenin yarısından fazlasına bu hizmeti sunmuş olacağız. Şu anda 10 şehirde bu hizmeti sunuyoruz. Şöyle bir şey: 182 numaraları telefonu arıyorsunuz, arayacaksınız, şimdi dediğim gibi 10 şehirde var yalnızca. Arayacaksınız hangi doktora gitmek istiyorsanız, hangi hastaneye gitmek istiyorsanız, isim olarak isteyebileceksiniz veya branş olarak isteyeceksiniz, yetiştirilmiş operatörler size yardımcı oluyorlar bilgilerinizi alıyorlar. Aşağı yukarı 5 dakikalık ortalamada bir görüşme yapmış oluyorsunuz. Ama randevunuz alıyor, size yol gösterilmiş oluyor, hastaneye gittiniz zaman da doktorunuz sizi bekliyor. Onun da bilgisayarında kayıtlı. Bu bir taraftan hastaneleri çok daha disiplinize etti başladığımız illerde, vatandaşımızın işini de kolaylaştırdı.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani 10 ilde, şu anda hizmete giren bu illerde daha sonra diğerlerinde telefonla randevunuzu alıyorsunuz ona göre gidiyorsunuz. Bu randevular ne kadar uzun vadelerde veriliyor; yani böyle 1 ay, 2 ay, 3 ay, 5 ay, 1 yıl falan mı, yoksa birkaç gün içerisinde mi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şöyle: Aylık listeler yapılıyor, çalışma listeleri. Sizde randevu istediğiniz zaman şu anda başladığımız illerde genellikle birinci hafta içerisinde randevunuzu kolayca alıyorsunuz. Belli başlı branşlar var doktor sayısının eksik olduğu, oralarda belki sıkıntı çekiyoruz. Bu sistemin biz özelliği şu: Hani şu anda da bazı hastanelerimiz randevuyla çalışıyorlar ama her hastane kendi randevu sistemiyle çalışıyor. Örnek verelim isterseniz. Ankara’dasınız, Ankara Numune Hastanesinde nöroloji muayenesi olmak istiyorsunuz. Açtınız telefonu, hatta belki doktorun ismini bile söylediniz. Size dediler ki, burada ciddi bir bekleme süresi olabilir, ama isterseniz Yenimahalle’deki hastanede şu anda nörolojimiz daha müsait görünüyor sizi oraya yönlendirelim, böylece işiniz kolaylaşmış oluyor. Bütün hastaneler için ortak bir sisteme başlıyoruz yani.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Özel hastanelerde bazı bölümlerde fark ücreti alınmayacağı yönünde bir bilgi vardı. Bu uygulanıyor mu? Ve bu hastaneden hastaneye değişiklik gösteriyor mu? Yoksa bütün hastanelerde o bölümlerde fark ücreti alınmıyor mu ya da neye göre alınıyor ya da alınmıyor bu? Ne kadar orada dahliniz var Sağlık Bakanlığı olarak?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Sağlıkta dönüşüm programıyla başlattığımız uygulamalarda Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı olarak özel hastanelerle ilgili geldiğimiz nokta şudur: Biraz önce söyledik; gerçek bir acil vakaysa kişi, bir özel hastaneye gittiğinde o özel hastane isterse Sosyal Güvenlik’le anlaşması olmayan bir özel hastane olsun, herhangi bir para ödemez, hizmeti alır ve parası Sosyal Güvenlik tarafından ödenir. Sosyal güvencesi yoksa çıkarken bunu beyan etmesi yeterlidir. Benim sosyal güvencem yok, param da yok, yoksulum.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Şunu soracağım: Acile gitti, vatandaş kendisi işte çocuğunu eline aldı acile gitti mi, yoksa yani hakikaten acillik bir durumu olduğu vakit mi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hakikaten acillik bir durum olduğu vakit.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bunu nasıl tespit edecek?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bunu oradaki doktor tespit eder.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani sosyal güvencesi yoksa vatandaşa şu denilemez mi: Senin zaten acil bir durumun da yoktu.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ama hangi doktor bu riski üstüne alır. Yani bunu söylediniz, 2 saat sonra da hastaya Allah korusun bir şey oldu, başına bir şey geldi hayatını kaybetti. Bunu hiçbir doktor yapmaz. Tam tersine, özel hastaneler şundan şikâyet ediyorlar: Diyorlar ki, biz burada aciliyeti tam kesin olmasa bile her vakayı, her vakayı değil de çoğu vakayı acile sokmak zorunda kalıyoruz, doğru söylüyorlar. Onun için biz de vatandaşımıza diyoruz ki, acil değilse lütfen gitmeyin, bu yolu kullanmayın. Bu ayrım her zaman çok kolay olmayabilir. Ama bu ayrımı yapacak olan kişi kimdir? Oradaki doktordur. Acil değilseniz size diyor ki, siz acil değilsiniz şurada polikliniğimiz var, buyurun orada hizmet alın ya da sabah gelin hizmet alın. Dünyanın her yerinde bu böyle yapılıyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Sosyal güvencesi olsun ya da olmasın vatandaşın acillik bir durum olduğunda en lüks özel hastanenin bile aciline gidebilir ve 5 kuruş para vermeyecek doğru mu?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Vermez gerçekten acil olduğunda. Ama söylediğim gibi, eğer para ödemedi, sosyal güvencesi de yok. Arkasından araştırıldığında, kim araştıracak? Bu işi yapan yapacak olan belediyeler ya da sosyal yardımlaşma vakıfları illerde, eğer gerçekten fakir değilse, yoksul değilse, daha sonra o para ondan istenir. Sosyal güvencesi yok, yoksul da değil. Ama Türkiye’de artık yoksul olmayıp da sosyal güvencesi olmayan hemen hemen kalmadı. Yoksul olup da Yeşil Kartı olmayan da hemen hemen kalmadı yani. Böyle bir noktaya geldik

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yeşil Kart’ın uygulamasında belli periyotlarda işte sevk getirmek götürmek falan gibi birtakım durumlar var mı? Mesela periyodik olarak belli hastalıklarda tedavi gören insanlar olabiliyor; işte şekerdir, böbrektir, şudur budur.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Herhangi bir sevk falan yok, hayır. Sadece Yeşil Kartınızı yılda bir kere vize ettirmeniz gerekiyor. Neden? Çünkü bir işe başlamış olabilirsiniz, ne bileyim işte varlığınız artmıştır, yılda bir kere vize ettiriyorsunuz, durumunuz yeniden gözden geçiriliyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Programın sonuna doğru geliyoruz, yani bir son 10 dakikamız var. Onu da müsaade ederseniz sizin sağlık sektöründe Bakanlığınıza bağlı personelle ilgili de sorular var, onları size sormak istiyorum.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Çok iyi olur, tabi

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bariz döner sermaye farkları var personel arasında diyor. Mesela bir doktor 6-7 bin lira alırken sağlık memuru veya hemşire 400-500 lira döner sermaye alıyor; bu niye bu kadar farklı diye soruyorlar?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şimdi bunu soran değerli meslektaşlara ben...

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bir de bunlara hızlı hızlı cevap alabilirsem iyi olur.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hemen. Ben geçmişte, yani geçtiğimiz zamanlarda da illerde yaptığımız toplantılarda hep söyledim, orada bana da soruyorlar, ben personelimle illerde toplantılar yaparım. Bu hekim arkadaşlarımızın muayenehanesi olduğu zaman geçmişte şimdikinden daha çok kazanıyorlardı. Dolayısıyla onları kamuya çevirmek, kamuda bütün olarak çalıştırmak için bu ek ödemeleri onlara yapmak zorundayız. Diğer sağlık çalışanlarına sıra gelince, onlar birçok memurlarla kıyaslandığında onlardan daha yüksek bir ek ödeme alıyorlar, bunun hakkaniyetini böyle görmek lazım. Ama onlar da daha çok kazanmasın mı, daha çok ek ödeme almasınlar mı? İnşallah bütçemiz genişledikçe, büyüdükçe onların da daha çok kazanmaları için elimizden geleni yapacağız. Ama hekimlere, onları muayenehanelerden alıp da artık kamuda bütün gün olarak çalıştırmak için bunu vermek zorundayız, başka türlü olmaz bu yani.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Genel idari hizmetler sınıfındaki şeflerin döner sermaye meselesi de bu kapsama mı giriyor, o da başka bir kapsamda mı?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Şöyle: Yani herkesi kendi mesleğiyle ilgili olarak düşünün. Sağlık Bakanlığında çalışıyorsunuz ama genel idari hizmetler sınıfındasınız. Bir başka bakanlığın çatısı altındaki genel idari hizmetler personelinden daha az kazanmıyorsunuz, ek ödemenizle daha da çok kazanabiliyorsunuz; artık bu kadar olabiliyor, şu anda böyle yani.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Maaşlarımız düştü. Veri giriş elamanı olarak çalışıyormuş, 950 lira maaş alırken 1 Ocak 2011’den itibaren 750 liraya düşmüş, bu nasıl, kazanılmış hakkımız niye düştü diye soruyor.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bu herhalde hizmet alım firmalarıyla yapılan iştir.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Taşeron olarak çalışanlar.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bunlar hastanelerin kendi gelir seviyeleriyle alakalı bir şey Abdullah Bey. Normalde hastanenin gelir seviyesi yetmiyorsa asgari ücretten de çalıştırabilir. Orada çalışanların öyle çalışmasını da isteyebilir. Biz Bakanlık olarak genel çerçeveler koyuyoruz. Hastanelerde kendi yorganlarına göre ayaklarını uzatmak zorunda kalıyorlar. Onların da bir bütçeleri var, bu bütçeye göre ödemek zorundalar. Dolayısıyla, bu muhtemelen buna bağlı hastanenin kendi bütçesiyle ilgili hususlardan kaynaklanıyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Hastane o taşeron firmayla böyle bir ücretlendirme yapıyor. Eleman sayısına bölünce de düşüyor mu bunların aldıkları aylıklar?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Elbette.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- 4B personeline kadro vermeyi düşünüyor musunuz?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Ben doğrusu Sağlık Bakanlığı olarak sözleşmeli personellerimize sürekli kadro vermeyi bugüne kadar hiç düşünmedim. Onlar bunu çok istiyorlar, ama aslında 4B personelinin kadrosu var, ama sürekli değil. Peki, sürekli değil de, biz 4B’li olarak işe gelen, işe aldığımız değerli kardeşlerimizi işten mi çıkartıyoruz? Böyle bir şey de yok. Yani bu sürekli devlet memuriyeti kavramı biraz bizim kültürümüze işlemiş bir durumda. Ben kamuda çalışmanın da önümüzdeki yıllar açısından sözleşmelik esasıyla olmasına taraftar bir kişiyim. Ama tabi bu 4B sözleşmeleri ya da 4924 sözleşmeleri, onlarla ilgili de size soru geliyor olabilir.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Var var, çok var evet.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bu değerli kardeşlerimizle ilgili olarak bir çatı kanunuyla ortak bir yapı getirmeyi düşünüyoruz. Ama ben sözleşmeliliklerinin devam etmesinden yanayım.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- O çatı kanun nasıl bir şey; mesela SSK, Emekli Sandığı, BAĞKUR hepsi birleşti hastaya bakan yönüyle yani, vatandaşa bakan yönü.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Sözleşmeliler için de buna benzer bir şey.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Sözleşmeli 4B’li, 4924’lü, 4C’li falan 657’li hepsi.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Vekil ebe hemşire, onların hepsini bir çatı altına koymak için bir çalışma yapıyoruz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Ama bu çatıya girdikleri vakit…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Süreklilikten ben bahsetmiyorum, bakın bunu net olarak ifade ediyorum; sürekli çalışma modelleri bana göre doğru modeller değildir. Türkiye’de geçmişte böyle bir model kurulmuş. Tabi ki geçmişte bu hakkı kazananların hakları bakidir. Ama bir gelecek Türkiye’sinden bahsediyorsak kanaatimce, sürekli çalışma modellerini sözleşmeli modellere dönüştürmemiz lazım. Ama elbette işveren tarafı olarak kamu sözleşmeli olarak çalıştırdığı bir kişiye hiçbir gerekçe yokken hadi git demez, diyemez zaten, bunu söylerse ona göre onu da ceremesini çeker. Ne ödemesi gerekiyorsa tazminatı öder falan, sistemin böyle kurulması lazım. Zaten işini iyi yapan kimseye de kamu da hiç kimse bu işini bırak git demez. Bunun en önemli örneği de yıllardır sözleşmeli personel çalıştırıyoruz biz öyle kolay kolay hiç kimse işinden falan da olmadı.

Ama buradaki asıl önemli taraf şu: Neden onlar kadro istiyorlar diyeceksiniz? Yani işten çıkarıldıklarından falan mı? Hayır. Hep şunu istiyoruz: Eğer Erzurum’un Tekman’ın da çalışıyorsak Erzurum’a gelmek istiyoruz. Erzurum’da çalışıyorsak Eskişehir’e gelmek istiyoruz, Eskişehir’de çalışıyorsak Aydın’a, İzmir’e, İstanbul’a gitmek istiyoruz. Böyle bir şey mümkün değil ki, bizim o bölgelerdeki insanımıza da hizmet üretmemiz lazım.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani daha rahat tayin olabilmek için mi istiyorlar diyorsunuz?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Daha ziyade bunun için isteniyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Eş durumuyla…

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bazı haklarla ilgili eksik taraflar vardı, bunların birçok kısmı gerçekleştirildi. İşte böyle bir çatı kanunu yaparsak zaten hepsini eşit hale getireceğiz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Eş durumuyla ilgili de bayağı bir beklenti var. 1 yıl bekleme süresi.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- İşte eş durumu nedir, bakın demin söylediğimize geliyoruz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Eş durumundan tayin yani onu diyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Abdullah Bey, demin söylediğim yere geliyoruz. Bana bütün Bakanlığım süresince ülkenin batı bölgelerinden, Ege’den, ne bileyim Başkent’ten, İstanbul’dan ben Doğu Anadolu’ya ya da Güneydoğu Anadolu’ya eşimin yanına gitmek istiyorum diye hemen hemen hiç kimse müracaat etmemiştir. Zaten müracaat edenleri ertesi günü gönderiyoruz eşinin yanına.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani zor olan bölgeye gitmek isteyenleri hemen gönderiyoruz diyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Bizim için zor-kolay meselesi değil bu. Ya ne? Bir tarafta personelimiz az, öbür tarafta fazla. Tabi ki personeli az olan yere göndermek isteriz, çünkü orada ihtiyacımız var. Ama herkes geminin sadece bir tarafına yığılmaya çalışırsa, Allah korusun o zaman gemi batar. Geçmişte Türkiye’de böyle oldu büyük dengesizlikler oluşmuştu. Biz bunu 8 senedir gidermeye çalışıyoruz, yüzde 100 giderdiniz mi deseniz, hala giderebilmiş değiliz. Yani bakın biz geldiğimizde göreve Ağrı ile Ankara arasındaki doktor farkı uzman doktorda 1’e 24’ü.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani sonuç itibariyle ne olacak eş durumu, 5 senedir, 7 senedir, 10 senedir perişan aileler, dağıldık diyorlar mesela. Ne olacak, onlar öyle devam mı edecekler?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Onların eşleri bizim ihtiyacımız olan yere gitmeyi arzu ederlerse hemen götürüyoruz. Onun dışında yerine değiştiremeyecek bir kamu personeliyse, onun da önünü açtık; örneğin diyelim ki bizde bir hemşire kardeşimiz var, ama kocası savcı. Kocası neredeyse onun yanında bir pozisyon açmaya gayret ediyoruz bir sonraki dönemlerde, onun yanına göndermeye gayret ediyoruz. Burada ana problem nerede çıkıyor biliyor musunuz? Eşleri özel sektörde çalışanlar için. Nasıl oluyor? Yani özel sektör devlette çalışanın yanına gönderemiyor, devlet özel sektörde çalışanın yanına göndersin dediğimiz zaman, dediğim gibi iş imkânlarının daha fazla olduğu, özel sektör imkânlarının da daha fazla olduğu batılı şehirlere bütün personelimizi göndermek gerekir ki böyle bir şansımız yok. Elimizden geldiği kadar eşleri bir araya getiriyoruz, getireceğiz, getirmeliyiz. Ama bir sözleşmeli pozisyona müracaat eden değerli bir kardeşimiz de eğer kendi pozisyonu eşinin oraya gitmesine müsait değilse o pozisyonu tercih etmemeli.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Maaş farkı da, mesela 4B ile 4924 arasında ki maaş farkı var diyorlar. O da biraz önceki taşeronlarla ilgili gibi bir şey mi?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Yok değil. Farklı kanunları var.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Farklı bir şey, niye maaşları farklı mesela?

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Çünkü 4924.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Bayağı fark var, neredeyse 2 katına yakın.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- İki katına yakın olamaz, imkânsız.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yüzde 80, yüzde 70 o civarda.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Hayır, öyle de olamaz, onlar çok doğru rakamlar değil biraz fark var. 4924’ü eleman temininde güçlük çektiğimiz yerlere daha çok gönderdik. Bu kanunu da onun için yapmıştık. Yani farklı istihdam modellerinin eleman temin edemediğiniz yerlere eleman göndermek için size bir fırsat verdiğini biliyoruz. Biz Türkiye’deki dengesizlikleri biraz böyle çözdük.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Yani daha fazla fedakârlık yaptılar yerine göre, onun için biraz daha fazla 4924’ler maaş alıyor diyorsunuz.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Öyle oluyor.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Özel sorular da var, onları size ben aktaracağım. O özel soru soran vatandaşlarımız da müsterih olsunlar, onları size aktaracağım.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Biz de onları değerlendireceğiz ve kendilerine gerekli cevapları vereceğiz.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Eminim ilgilenirseniz özel meseleleriyle ilgili soruları var.

Programın sonuna geldik, çok çok teşekkür ediyorum katıldığınız için.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Sağ olun ben teşekkür ediyorum.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Sağlık sektöründeki sorunlar bitmez saatlerce program olsa soru cevap onlar bitmez ama genel hatlarıyla sorulan sorular bu çerçevedeydi.

Çok sağ olasınız, ayağınıza sağlık, ağzınıza sağlık.

PROF. DR. RECEP AKDAĞ- Halkımıza çok daha iyi bir sağlık sistemi sunmak için çalışmaya devam.

ABDULLAH ABDULKADİROĞLU- Çok teşekkürler.

Günlük’ün konuğu Sağlık Bakanlığı Sayın Recep Akdağ’dı.

Hoşça kalın.