TREN

Sayın Bakanımız Prof. Dr. Recep AKDAĞ 17.07.2010 Tarihinde CNN TÜRK’e Büşra Aslantaş’ın Canlı Yayın Konuğu Oldu.

 

SPİKER- Sayın Seyirciler, Anayasa Mahkemesi Tam Gün’e kısmi iptal kararı verdi. Ancak, kafalar biraz karışık. Yanıtı netleşmeyen bir soru var. Konuyla ilgili karışık olan zihinlerin aydınlatılması için, Büşra Aslantaş Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ı konuk olarak aldı. Merakla bekliyoruz Sayın Bakanın söyleyeceklerini.

Büşra, sözü hemen size bırakıyoruz.

 

SUNUCU- Pınar, senin de ifade ettiğin gibi kafalar karışık, o kritik karar 2 gün sonunda Anayasa Mahkemesinde tartışmalı görüşmelerin ardından verildi ama kafalar hâlâ karışık. Dünden bu yana telefonlar alıyoruz. Özellikle de doktorlardan, sağlıkçılardan telefon alıyoruz ama doktorlar ağırlıklı bu telefonlarda bize soruyorlar; biz kamuda çalışıyoruz, muayenehane açabilecek miyiz ya da biz üniversite hastanesinde çalışıyoruz, muayenehane açabilecek miyiz diye soruyorlar. İşte bu noktada bir kafa karışıklığı var, bunu gidermek için de Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’la konuşacağız.

 

Efendim, hoş geldiniz yayınımıza.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Hoş bulduk.

 

SUNUCU- Şöyle soralım isterseniz: Vatandaş hangi doktora gittiğinde muayenehaneye yönlendirilebilir bundan sonra?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Aslında vatandaş hangi doktora giderse gitsin devlet hastanesinde veya üniversite hastanesinde muayenehaneye yönlendirilemez, bir defa bu suçtur. Yani muayenehane açmış olsa bile bir hekim, kendi sigortasıyla devletin hastanesinden, üniversite hastanesinden hizmet alan bir vatandaşın muayenehaneye yönlendirilmesi ne demek? Onun için bütün kanunun veya Anayasa Mahkemesinin tartışmaların ötesinde ben bir defa vatandaşlarıma şunu hatırlatmak istiyorum: Kesinlikle bu muayenehane işine karşı direnç göstersinler. Yani muayenehaneme gelirsen hizmet alırsın, anlamına gelebilecek doğrudan veya dolaylı bütün baskılara halkımız boyun eğmemelidir. Biz bu hususta halkımızın yanındayız, gerekirse bize müracaat etsinler.

 

Gelelim işin hukuki tarafına. Biliyorsunuz biz hem Sağlık Bakanlığına bağlı kamu hastanelerinde hem de üniversite hastanelerinde muayenehane hekimliğiyle kamuda çalışmayı tamamen ayıracak bir kanun yaptık. Bu kanuna maalesef Cumhuriyet Halk Partisi, Ana Muhalefet Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü. 21 maddelik kanunun 11 maddesinde 15 ayrı iptal istedi. Anayasa Mahkemesi 4 hususa iptal kararı verdi. Şimdi bunun sonucunda şöyle bir durum oluştu: Eskiden devlet hastanelerinde, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde çalışan doktorlardan dileyenler muayenehane açabiliyordu. Gerçi bizim uyguladığımız performans ödemeleri sebebiyle doktorların büyük çoğunluğu zaten muayenehanelerini gönüllü kapattılar. Şu anda Sağlık Bakanlığında çalışan doktorların sadece yüzde 12’sinin muayenehanesi var. Şimdi bu kanundan sonra, yani Tam Gün Kanunundan sonra biz doktorların Sağlık Bakanlığında, Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve benzeri kuruluşlarda çalışırken muayenehane açmasına imkan veren 2368 Sayalı Yasayı yürürlükten kaldırdık ve Anayasa Mahkemesi bu yürürlükten kaldırmaya iptal falan vermiş değil. Dolayısıyla, Sağlık Bakanlığında çalışan doktorlar artık muayenehane çalıştıramazlar, onlar için verilen süre 30 Temmuz’da bitiyor, 30 Temmuz’dan sonra artık Sağlık Bakanlığı doktorları kendi hastanelerinde vatandaşa hizmet etmeye devam edecekler devlet hastanelerinde.

 

SUNUCU- Doktorların bize söylediği şey şu: Biz Tabipler Birliğini aradığımızda tüm doktorlar muayenehane açabilir diyorlar, bize bunu aktardılar ama Sağlık Bakanlığı farklı açıklamalar yaptı, Sağlık Bakanlığının yazılı açıklaması farklıydı diyorlar. Bu yüzden bir kafa karışıklığı oldu açıkçası.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi Sağlık Bakanlığı hukukla hareket eder, etmek zorundadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun yapmış, o kanunda Sağlık Bakanlığında çalışan ve diğer kamu kuruluşlarında çalışan üniversite öğretim üyeleri hariç diğer kamu kuruluşlarında çalışan doktorların muayenehane açmasına imkan veren -tekrar söylüyorum- 2368 Sayılı Yasayı yürürlükten kaldırmış. Bu iptal falan almadı. Peki iptal alan ne? İptal alan, üniversite hastanesinde çalışan öğretim üyelerinin de muayenehane açma yasağını getiren hüküm iptal aldı. Dolayısıyla, üniversitelerde çalışan doktorlar mesailerini bitirdikten sonra muayenehane açabilecekler öğretim üyeleri, üniversitedeki öğretim üyeleri.

 

SUNUCU- Eskiden yarı zamanlı çalışıyorlardı. Şimdi 8 saate tamamladıktan sonra ancak…

 

SAYIN BAKANIMIZ- Eskiden yarı zamanlı çalışıyorlardı, 8 saati tamamladıktan sonra yapacaklar.

 

Burada önemli bir değişiklik daha gerçekleşmiş oldu, o da şudur: Üniversite öğretim üyeleri aynı zamanda öğleden sonra üniversite hastanesinin içinde muayene, ameliyat, özel olarak bunları yapıyorlardı, hoca parası, bu da ortadan kalkmış oldu.

Şimdi şöyle bir durum var, yani Tabipler Birliğinin doktorları bir anlamda hukuka karşı direnmeye çağırması da bir ayrı hukuksuzluk, o ayrı bir mesele de, ama işin önemli bir tarafı şudur: Bir şekilde bir üniversite hastanesine gidip bir hizmet almak isteyen vatandaş, eğer bir muayenehaneye gitmek zorunda kaldıysa, kalacaksa bundan sonra bunun müsebbibi Cumhuriyet Halk Partisidir, bunun müsebbibi Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Çünkü yasayı Anayasa Mahkemesine götüren parti Cumhuriyet Halk Partisi ve o gün Grup Başkanvekili olarak da Sayın Kılıçdaroğlu’nun da imzası var bu iptal isteklerinde. Şimdi adında hak olan bir parti, sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir parti, hatta şimdi yeni Genel Başkanı bir heyecan dalgası oluşturmak için bütün Anadolu’yu dolaşıp da halkçı olduğunu kasket takarak ispat etmeye çalışan bir Genel Partinin Başkanın partisi nasıl olur da halka böyle bir zulmü reva görür.

 

SUNUCU- Muhalefete bu konuda tepkiniz var.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bakın bu çok enteresan bir şey. Yani ben çok açık olarak söylüyorum. Yarın vatandaşımız bir muayenehaneye gitmek zorunda kalırsa Sayın Kılıçdaroğlu’nun yakasına yapışmalıdır. Çünkü bu zulmün devamının müsebbibi Sayın Kılıçdaroğlu ve Partisidir. Üniversite hastaneleri açısından söylüyorum tabi.

 

SUNUCU- Peki şimdi şöyle bir tablo ortaya çıktı: Üniversite hastanesindeki doktorlar gidip muayenehane açabilecekler, ama kamudakiler açamayacak, bir fark oluşuyor, bir haksızlık oluyor mu sizce ya da üniversite hastaneleri lehine bir avantaj söz konusu olmuyor mu?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bize göre kim muayenehane açarsa açsın o bir haksızlıktır kamuda çalışırken, üniversitede de çalışırken. Çünkü ben meseleye vatandaş açısından bakıyorum. Bir hekimin muayenehane açması-açmaması, evet o hekim için önemli olabilir ama bu benim için ikinci plandadır. Burada önemli olan vatandaşın bir muayenehaneye gitmek zorunda kalmamasıdır. Biz bir sosyal devletiz, Anayasamızda sosyal devlet olduğumuz yazılıdır. Anayasanın 56. maddesi bütün vatandaşların sağlık hakkına erişmesinin devlet tarafından yerine getirilmesi gerektiğini yazar. Biz bu kanunla bunu yerine getirmeye çalışıyoruz. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki kararını üniversite hastaneleri için bile olsa haksız buluyorum, sübjektif buluyorum ama, yargı kararı olduğu için bir şekilde uygulanacaktır. Ama orada da başka bir husus var. YÖK’ün kendi iç hukuku var. Yani çalışabilir denmesi, muayenehane açabilir denmesi, acaba YÖK açısından yarın nasıl değerlendirilecek? Bu öğretim üyelerinin üniversitede çalışma şartları ne şekilde olacak? Çünkü, sözleşmeyle çalışıyor üniversite öğretim üyeleri. Onu da yarın göreceğiz. Yani üniversite öğretim üyeleri de muayenehane illaki açabilir anlamına gelmiyor bu verilen karar. Açabileceklerine dair bir hüküm var. Ama yarın YÖK’ün sözleşmeleriyle alakalı hususları hep birlikte göreceğiz.

 

SUNUCU- Evet, YÖK de bunları inceleyecek.

 

Peki, özel hastanelerin durumu ne son olarak, onlarda bir değişiklik yok bildiğimiz kadarıyla.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Özel hastanelerde çalışan hekimler yine özel hastanede çalışabilecekler, muayenehane de çalıştırabilecekler.

 

SUNUCU- Onlar için değişin bir durum yok.

 

Peki, askeri hekimler, yani askeriyede çalışan hekimler veya iş yeri hekimleri için son durum nedir?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Askeri hekimler de yine 2368’le muayenehane çalıştırma hakkına sahiptiler, bu kalktı.

 

SUNUCU- Nedir anlamı tam olarak?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bunun anlamı; askeri hekimler de artık muayenehane çalıştıramayacaklar, ama onların maaşları artırıldı döner sermayeleri olmadığı için.

İş yeri hekimliği şöyle bir durum: Kamuda çalışan doktorlardan ve kurum hekimleri iş yeri hekimlikleri yapabilecek. Sağlık Bakanlığında çalışan hekimler doğrudan iş yeri hekimliği yapamayacaklar.

 

SUNUCU- Peki bir diğer madde de döner sermayeyle ilgiliydi. İptal söz konusu, hükmü iptal edildi. Bununla ilgili son düzenleme nedir, ne olacak bundan sonraki süreç, nasıl etkilenecek doktorlar bundan?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi Cumhuriyet Halk Partisinin Türk Tabipler Birliğiyle birlikte maksadı, Türkiye’de kurulmuş olan ve vatandaşın son derece memnun olduğu sistemi ortadan kaldırmak, berhava etmekti tabiri caizse. Böyle sistemin ortasına getirip bir patlayıcı koymak da, bunu Türk Tabipler Birliği açıkça ifade ediyor, zaman zaman Cumhuriyet Halk Partisi de bunu ifade ediyor. Çünkü şundan rahatsız Cumhuriyet Halk Partisi: Bu 8 sene boyunca vatandaş sağlık konusunda geçmişte çektiği çileleri çekmediği için çok mutlu. Tabi bu Partimiz açısından, AK Parti açısından olumlu bir durum ve AK Partinin oylarına da yansıyor. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi istemiyor. Dolayısıyla, sistemi tamamen ortadan yok edebilecek bir iptal de istediler, performans ödemeleri ortadan kaldırılsın anlamına gelecek şekilde. Anayasa Mahkemesi o maddeye de bir iptal verdi, ancak 9 ay süre verdi. Şimdi gerekçesini bilmiyoruz. Muhtemelen maddenin detaylarıyla ilgili bir gerekçe bu. Bu gerekçe ortaya çıktığı zaman biz o maddeyi yeniden düzenleyeceğiz.

 

SUNUCU- Sizce Ana Muhalefet Partisi oy için sağlığı böyle bir riske atmış olabilir mi?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Elbette, hiçbir kuşkum yok, hiçbir kuşkum yok. Bakın, şimdi bunun ipuçlarını geçmişte de görüyoruz. Biz hastanelerin birleştirilmesi için bir kanun yaptık biliyorsunuz, hepimiz mutluyuz bundan değil mi? Yani siz muhtemelen sigortalı işçisiniz, eğer özel sigortanız yoksa. Siz eskiden sadece bir sigorta hastanesinin veya dispanserine müracaat edebilirdiniz. İnsanımız bundan çok çile çekti. Biz bunu kaldıran bir kanun getirdik Meclis’e. Cumhuriyet Halk Partisi buna şiddetle karşı çıktı ve bunu Anayasa Mahkemesine götürdü. İptal edilmedi. Biliyorsunuz devlet hizmeti yükümlülüğü var. Doktorlarımızın işte ülkenin birtakım böyle zor yerlerinde veya uzak yerlerinde çalışmasını, Doğu’da, Güneydoğu’da, Orta Anadolu’da çalışmasını büyük ölçüde biz bununla sağlıyoruz, özellikle yeni mezun doktorlarımızın. Bunu Anayasa Mahkemesine götürdü Cumhuriyet Halk Partisi. Yani Cumhuriyet Halk Partisi şu anda biz sağlıkta hangi olumlu adımları atarak vatandaşın işini kolaylaştırmışsak bunun karşısına çıktı. Çok gayri samimi davranıyorlar ama, güçleri yetmeyecek. Biz yine halkımızın sağlık hakkını elde etmesi için var gücümüzle gayrete devam edeceğiz.

 

SUNUCU- Döner sermayeyle ilgili yeni düzenleme ne düşünülüyor şu anda, ne kadarlık bir süre var? Herhalde Anayasa Mahkemesi belli bir süre verdi bunun için.

 

SAYIN BAKANIMIZ- 9 ay süre verdi.

 

SUNUCU- Ne olacak yeni düzenleme?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Gerekçeye görmemiz lazım. Çünkü gerekçeyi görmeden yeni bir düzenleme yapamayız. Ancak bu sistem devam edecektir, bu sistemin devam etmesi çok elzem. Yani Anayasa Mahkemesi bu sistem devam etmesin deseydi zaten bir süre vermezdi. O halde detaylarla ilgili bize gerekçelerini söyleyecek, biz de bu gerekçelere göre o uygulamaları yeniden kanun maddesi haline getireceğiz.

 

SUNUCU- Anayasa Mahkemesinin kararı için sübjektif dediniz, o yüzden onu sormayacağım tekrar ama sağlıkta dönüşüm programına AK Parti Hükümeti çok önem verdiği bir program ve çok önemli bir ayağıydı Tam Gün Yasası. O yüzden nasıl etkileyecek bu reform sürecini bundan sonra bu karar?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi Tam Gün Yasası hani 21 maddeli bir yasa, birçok detayı var ama vatandaşımızı ilgilendiren 3 ana hususu vardı.

 

Birincisi; Sağlık Bakanlığı hastanelerinde çalışan doktorların muayenehane çalıştırmaması, bu gerçekleşti. Yani iptallerden sonra da bu gerçekleşmiş durumda yine.

 

İkincisi; üniversite hastanelerinde çalışan öğretim üyelerinin öğleden sonra özel muayene, özel ameliyat adı altında vatandaşlardan hoca parası alarak onların işini görme durumu, bu da ortadan kalktı.

 

Kalan ne? Yani eski sistemden kalan, köhnemiş sistemden kalan nedir? Üniversite öğretim üyelerinin üniversite öğretim üyesiyken muayenehane açmaları. O da öğleden sonra olabiliyordu, şimdi akşam mesai bitiminden sonra olabilecek. Ben şöyle diyorum: Biz yasayla yüzde 100’lük bir iyileştirme tasarlamıştık. Bu iptallerden sonra bu yüzde 80’lik bir iyileştirmeye düştü.

 

SUNUCU- Peki süremiz de azalıyor, o yüzden biraz daha hızlanalım istiyorum.

Türk Tabipler Birliği bu kararı, üniversite hastanelerindeki doktorların muayenehane açabilmesine getirilen bu kararı emsal olarak gösterip kamu hastanelerindekilerin haklarını aramayı planlıyor açacağı davayla, gelecek hafta açmayı planlıyor bu davayı. Buna ne diyeceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Hukuk yolunu devam ettirecektir. Ancak Türk vatandaşlar birliği ne diyor ona bakmak lazım. Bakınız çok açık söyleyeyim, medyamızda bu kabil değişiklikler sırasında iyi örgütlü olan menfaat gruplarının bir anlamda bombardımanına maruz kalıyor. Ve medya da olayın daha çok bunların etrafında döndüğünü zannediyor. Bugün Türkiye’de 26 bin uzman doktor var Sağlık Bakanlığımızda. 9 bin uzman doktor var üniversite hastanelerinde. 26 bin artı 9 bin, 35 bin uzman var Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerde. Peki bunun mukabilinde toplamda muayenehanesi olan uzman kaç kişi derseniz, aşağı-yukarı 4.500 kişi. Yani yüzde 12’ye tekabül eden o civarlarda bir uzman şeyi var bugün hastanelerde çalışan ve aynı zamanda muayenehanesi olan. Şimdi bütün gürültüyü Türk Tabipler Birliği, Cumhuriyet Halk Partisi bu yüzde 12’nin üzerinde koparıyor. Bir tuzu kuru, efendim ben çok fazla para kazanacağım arzusunda olan bir hekim grubu var. Öteki sessiz hekim grubunun sesi de çok fazla çıkmıyor, onlar kamuda çalışıyorlar, hizmetleri görüyorlar. Hizmetlerinin karşılığını da büyük ölçüde alıyorlar, aldıklarına inanıyorlar, biz de onu vermeye çalışıyoruz. Peki bu arada vatandaş ne olacak? Vatandaşın sesini biz duyurmak durumundayız. Bir Ana Muhalefet Partisi bizim duyurduğumuzdan daha fazla duyurmak durumunda. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bugün muayenehanesi olan 4 bin 500 tuzu kuru doktorun yanında duruyor. Vatandaşın burada ne çile çektiğinin Ana Muhalefet Partisi için, Cumhuriyet Halk Partisi için belli ki hiçbir kıymeti yok. O lobi çevreleriyle, çıkar çevreleriyle oturup kalkıyorlar. Yani ben çok merak ediyorum, Cumhuriyet Halk Partisi’nin içerisinde hiçbir milletvekili yok mudur halkın hukukunu koruyacak, kalkıp desin ki arkadaş biz ne yapıyoruz, biz yarın halkın karşısına çıkıp ne yüzle sizi muayenehanelere gitme zorunda bırakan kanun değiştirildiğinde biz onun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gittik, iptal ettirdik nasıl diyeceğiz bunu, şu işi lütfen gelin de buna bir şey yapalım diyen bir Allah’ın kulu çıkmayacak mı ben merak ediyorum gerçekten. Bunlar yarın halkın karşısına çıkıp oy istemeyecekler mi?

 

SUNUCU- Peki Sayın Bakan, şöyle bir durum var: Bunu hepimiz zaman zaman yapıyoruz, hastalandığımızda, yakınlarımız hastalandığında bir muayenehaneye başvurmak istiyoruz. Sanki orada -hastanelerimizde iyi hizmet aldığımız kuşkusuz ama- daha özel bir muamele olacak, belki de daha iyi ilgilenecek. Çünkü insan hastayken, yakınları hastayken çok çaresiz durumda olabiliyor ve elinden gelen maddi imkanlarını da zorlayarak çoğu zaman elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyoruz. Şöyle eleştiriler var, size onları da dile getireyim, bize bu konuda da birçok telefon geliyor, birçok sohbetlerimizde de duyuyoruz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Elbette.

 

SUNUCU- Benim imkânım varsa ben neden muayenehaneye gitmeyeyim, neden bunun önü engellenmeye çalışılıyor gibi yorumlar da var, bunları nasıl değerlendireceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Gidin, size hiçbir şey demiyoruz ki. Sizin imkanımız varsa, kamuyla ilişkisi olmayan, özel hastaneyle çalışan bir hekimin muayenehanesine gidin, cebinizde paranız var, zenginsiniz, varlıklısınız, yasa bunu ortadan kaldırmıyor ki. Yasa, kamu kaynaklarını özel muayenehaneler yoluyla bir şekilde çıkar  için kullanılmasını engelliyor. Şimdi siz gidiyorsunuz bir devlet hastanesine, bir üniversite hastanesine size ameliyat için gün veriliyor 3 ay veya önemli bir tetkik için gün veriliyor 2 ay, 4 ay, işte muayenehaneye gidince işiniz hemencecik oluveriyor değil mi, doğru mu? Bunun için gidiyoruz muayenehaneye. Veya orada bize daha fazla zaman ayrılıyor. İyi ama bu muayenehanecilik sistemi kamuyla birlikte, üniversiteyle birlikte devam ederse, o üniversite hastanesindeki kliniğin, o kamu hastanesindeki kliniğin doğru dürüst çalışmayacağı açık. Doğru dürüst çalışsa biz muayenehane niçin taşınalım, para vermeye çok mu meraklıyız. Söylediğim gibi muayenehanecilik, efendim sigorta dışı özel hastanecilik, bugün sigortayla sözleşmesi olmayan hastaneler var. Türkiye’de varlıklı insanlar için bunların önü hep açık. Ben ama şunu merak ediyorum: Neden bir üniversite öğretim üyesi, bir ana bilim dalı başkanı, hem ana bilim dalı başkanı olacağım, hem muayenehanem olacak der. Bunun sebebi çok açık, o ana bilim dalı başkanlığını muayenehanesi için bir şekilde kullanıyor da ondan. Ama şunu da çok açık söyleyeyim: Bugüne kadar bu muayenehane hastane yoluyla devam eden suiistimallerin bundan sonra çok daha fazla üstüne gideceğiz. Biz vatandaşımızı korumaya kararlıyız.

 

SUNUCU- Peki 4 bin 500 muayenehane var mevcutta dediniz, yüzde 12’sini oluşturuyor dediniz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Kamuda çalışanlar açısından ve üniversite de çalışanlar açısından.

 

SUNUCU- Peki muayenehane çalışanlarından da bir dizi telefon alıyoruz. Bu konuda da onların da şikâyetleri var, biz işsiz kalacağız diye onlar da çok endişeli. Yanlarında çalıştıkları doktor acaba muayenehaneyi mi tercih edecek, yoksa kamuda çalışmaya devam mı edecek diye onlar da çok endişeliler, 30 Temmuz’a kadar süreleri vardı biliyorsunuz. Onlara bir mesajınız olacak mı ya da onların işini kolaylaştıracak bir öncelik tanınacak mı bu kişilere?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi bunun için herhangi bir kanuni düzenleme yapmak mümkün değil, piyasada çalışan insanlar bir şekilde başka işlerde de çalışabilirler. Ama bu çok abartılan bir husus bakın. Sağlık Bakanlığı konusuna gelelim şimdi, 3 bin 500 kişi, 3 bin 500 kişinin yanında ortalama en fazla 2 kişi çalışsa, ortalamayı söylüyorum 2’den fazla çalışan olabilir ama 1 çalıştıran da olabilir. 7 bin kişi yapar. 50 bin kişilerden bahsediliyor, 100 bin kişilerden bahsediliyor. Bugün bir gazetede bir köşe yazarı da yazmış. İşte bunun üzerinde çok duruluyor. İyi ama, bu 7 bin kişiyi koruyalım derken, biz 73 milyon kişiyi sıkıntıya düşürüyoruz. Böyle bir şey olmaz ki. Bir şekilde mutlaka onlar da başka alanlarda iş bulup çalışacaklardır. Biz 73 milyonun hukukunu korumak durumundayız. Yani insanların bir muayenehaneye götürüp bıçak parası verecek gücü yoksa ve bundan dolayı da sıkıntı çekiyorsa, bu olmaz ki yani, sağlık hakkına erişimi engellemiş oluyorsunuz. Tekrar söylüyorum, muayenehanecilik ortadan kalkmıyor. Kamuda çalışırken muayenehanecilik ortadan kalkıyor. Kamuda çalışırken kamunun kaynaklarını muayenehane yoluyla bir şekilde çıkara dönüştürme işlemi ortadan kalkıyor, bunun peşindeyiz.

 

SUNUCU- Sayın Bakan, sizinle birlikteyken farklı konularda iki sorum daha olacak. Çok kısaca cevaplarsanız çok sevinirim.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Buyurun lütfen.

 

SUNUCU- Birincisi aile hekimliği, aile hekimliğine Ankara’da geçildi, yeni bir sistem, birçok kişi henüz bilmiyor, yeni yeni öğreniyor insanlar aile hekimleri kim, kimdir, nasıl biridir, nasıl bir hizmet verecek, bunları öğreniyorlar bizim de aracılığımızla. Sizin bu konuda mesajlarınız ne olacaktır? Bazı eleştiriler de var; aile hekimleri yurt dışındaki gibi, diğer ülkelerdeki gibi fazla eğitim almadılar bizdekiler yeni olanlar, 10 günlük bir sertifika programından geçtiler, bu yeterli olacak mı diye endişeler var, bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi aile hekimliği, mevcut sağlık ocağı sisteminin rehabilite edilmiş, vatandaşın biraz daha işini kolaylaştıran şekle dönüştürülmüş durumudur. Sağlık ocağında siz bir sağlık ocağına gidersiniz her sefer karşınıza bir başka hekim çıkabilir. Kayıtlar açısından kayıtlar çok düzenli tutulamaz, böyle bir durum vardı.

 

SUNUCU- Tanıdık hekim bulmaya çalışırız.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Oysa şimdi sizin bir aile hekiminiz var ve 3 ay içerisinde isterseniz, 3 ay sonunda onu değiştirip başka bir aile hekimine de kayıt yaptırabiliyorsunuz, vatandaş olarak burada daha güçlüsünüz. Aile hekiminiz sizi tanıyacak, sizin kayıtlarınızı alacak siz istediğiniz zaman ona telefonla ulaşabileceksiniz, bir şey danışabileceksiniz herhangi bir hususta. Bir sağlık konusuyla bir ihtiyacınızı ona danışabileceksiniz, sorabileceksiniz, muayeneye gidebileceksiniz, hamile olduğunuzda bakımınız yapılacak, çocuğunuz olduğunda aşıları yapılacak, büyümesi takip edilecek. Ve burada birey olarak, vatandaş olarak biraz kontrol sizin elinizde. Pasif durumda değilsiniz artık. Baktınız, eğer o aile hekiminizle aranızda iyi bir uyum oluşmadıysa onu değiştirebiliyorsunuz, eski sistemde bunlar yoktu. Dolayısıyla tabi ki sağlık ocağı sistemine göre bu biraz daha modern bir sistem, sağlık ocağının gelişmiş ülkelerde uygulanan modeli zaten aile hekimliğidir ve bütün gelişmiş ülkelerde aile hekimliği uygulanıyor. Daha önce başladığımız illerde de çok başarılı sonuçlar aldık, vatandaşın memnuniyeti çok arttı, doktorların memnuniyeti çok arttı. Dolayısıyla, elbette aile hekimliği yapacak pratisyen hekimlerimizin daha fazla eğitim alması gerekir, ancak bu bir geçiş dönemidir, bu geçiş döneminde ancak bu kadar oluyor. Süreç içerisinde eğitimlere devam edeceğiz. Aile hekimliği uzmanlığı konusunu geliştireceğiz. Ama mevcut durumun bir önceki durumdan çok daha iyi olduğuna kuşku yok.

 

SUNUCU- Geçiş sürecinde bunlar değişecek diyorsunuz.

Peki, hemen son sorumu sorayım hızlıca. Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığı yaz mevsiminin kâbusu biliyorsunuz. Son durum nedir, bu yıl durum nedir, rakamlar nelerdir?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi hastalığı tabiri caizse frenlemeyi başardık. Son 2 yıldır vaka sayılarında artık artış olmuyor, bunun için çok büyük bir gayret gösterdik. Hastalığın daha ziyade görüldüğü Kelkit Havzasından başlayıp Gümüşhane’den batıya doğru Orta Anadolu’nun Kuzey kısmı ki bunlar işte Sivas, Sivas’ın kuzey kısmı, Çorum, Tokat, Karabük, Kastamonu gibi yerler, buralarda vatandaşla yüz yüze on binlerce aileye giderek eğitimler yapıyoruz, onlara materyaller veriyoruz.

 

Buradaki ana sorun şu: Köyde yaşayan vatandaşımızın sıkıntısı aslında Kırım Kongo. Şehirde yaşayan vatandaşlardan bugüne kadar şehirde yaşarken Kırım Kongo’ya yakalanan hiç kimse olmadı. Hayvanlarla ve vahşi hayvanlarıyla yakın çevrede yaşayan vatandaşlarımızın bir sorunu ve bu söylediğim bölgede. Şimdi bu bölgede vatandaşlar keneye çok alışkın. Yani şöyle düşünüyorlar: İşte kene, eskiden beri kene var, ne olurmuş keneden diye. Ama bu kene 1990’lı yıllardan itibaren muhtemelen bu virüsü taşıyor, zaten biz gelinceye kadar virüsün adı da konamamıştı, 2003’te virüsün adını biliyorsunuz koyduk. Ama vatandaşımız bu bölgelerde epeyce bilgilendi, farkındalığı arttı. Bütün mesele vatandaşın kırsalda çalıştıktan sonra, önce çalışırken kendini koruması giysileriyle, çalıştıktan sonra evine döndüğünde bir yardımcı vasıtasıyla da mutlaka vücuduna bir kene yapışmış mı buna bakması lazım. Çünkü kene yapıştığı zaman acı vermeden yapışıyor, onun da sanatı o.

 

SUNUCU- Fark etmiyoruz.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Ve kısa süre kaldığı zaman vücutta hastalık yapmıyor, saatlerce kalırsa virüsü bulaştırıyor. Dolayısıyla, keneye karşı kırsalda yaşayan vatandaşın özellikle Orta Anadolu, Orta Anadolu’nun kuzeyindeki vatandaşın kendisini kırsalda giysileriyle koruması, evine gittiğinde de bu kontrolü yapması hastalığı kontrol altına almak açısından en önemli husus. Hani bir kimsede kene uzun müddet kaldıktan sonra hastalanma riski varsa biz onu zaten çok yakın takip ediyoruz. Türkiye’de hastalananlar içerisinde ölüm oranı yüzde 5 civarında, 4 ila 6 arasında değişiyor. Bu birçok ülkede yüzde 20’lere kadar ulaşabiliyor. O hususta çok başarılıyız. Ama koruyucu tedbirler açısından vatandaşın kendini koruması lazım. Şehirlerde yaşayan vatandaşlar içinse çok önemli bir risk yok. Yani panik de şehirlerde oluyordu dikkat ederseniz. Ama bizim farkındalığını artırmamız gereken vatandaşlarımız bu söylediğim kırsaldaki vatandaşlar.

 

SUNUCU- Bir diğer konu da, Sağlık Bakanlığı yatalak hastalarla ilgili çok önemli bir projeye imza atmak üzere. İşte bunu Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’a soracağız. Efendim, nedir bu projenin ayrıntıları, çünkü çok önemli bir proje. Yatalak hastaların ve özellikle de ailelerinin ne kadar zorluklar çektiğini tahmin edebiliyoruz. O yüzden herhalde çok önemli bir proje olacak bu.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Büşra Hanım, gerçekten yatalak hastalarımızı mümkün olduğu kadar evlerinde tedavi edebilmeliyiz. Bir defa Türkiye’de aile yapısı çok güçlü. İnsanlar bir yatalak hastaları varsa, ona yardım etmeyi, onun yanında bulunmayı da istiyorlar. Batılı ülkelerde olsa genelde onu bir kuruma, efendim herhangi bir bakım evine verme temayülü daha güçlü oluyor biliyorsunuz. Dolayısıyla, hastane bakımı şart olmayan, bazen hastane bakımı çok gerekli olur. Bu çok gerekli olmayan hastaların evdeki sağlık bakımı için bir sistem geliştiriyoruz. Biraz tabi zamana ihtiyacımız var, onun için ön çalışmalara, pilot çalışmalara başladık birkaç ilimizde, mesela Denizli’de ve benzeri illerde. Buralarda yatalak olan ve bir şekilde özürlülüğünden dolayı ya da hastalığından dolayı yatalak olan ve bir şekilde kendisi hastaneye gidemeyen, hastaneye götürülürken de zorluk çekilebilen hastalara evlerinde sağlık bakım tedavisi vereceğiz. Aile hekimleri kendi sağlık elamanlarıyla beraber toplum sağlığı bölümlerinde de yardım alarak evde bu bakımı gerçekleştirecekler. Bu yatalak kişilerin öyle diyelim, hasta demeyelim özürlülükten dolayı da oluyor çünkü. Bu yatalak kişilerin sağlık bakımı için örneğin evde özel hasta yatağı gerekiyorsa, karyolası gerekiyorsa, özel yataklar gerekiyorsa bunları biz alıp koyacağız. O yatalak vatandaşın evde sondasından tutun da ne bileyim beslenme tüpüne kadar ihtiyaçları varsa onları biz temin edeceğiz. Evde yatak, uzun yatanlar için yara gelişme riski vardır, onlar gelişmesin diye bakımlarını biz yapacağız. Gerekirse uzmanlar evde konsülte edebilecekler ve raporlar için de evde uzmanların kontrolüyle beraber kanlarının vesairesinin alınıp hastaneye götürülmesiyle, laboratuvara götürülmesiyle beraber o rapor vesaire işleri bile evde halledeceğiz. Ta ki bir görüntüleme şartı olursa, örneğin MR, tomografi gibi hastaneye gitmek zorunda kalacak. Veya durumu ağırlaşır da hastanede yatması gerekirse hastaneye götürülecek. Böylece vatandaşlarımızı mümkün olduğu kadar hastaneye taşımadan onların bakımlarını,  sağlık bakımlarını evde vereceğiz. Biliyorsunuz zaten özürlüler için, yatalaklar için evde bakıma bir para ödeniyor. Yani bir aile üyesi evde kendi yakınına bakıyorsa ona bir para ödeniyor, Türkiye’de Özürlüler İdaremizin böyle bir hizmeti var. Bizim dönemimizde, AK Parti döneminde başlayan bir hizmet bu. Dolayısıyla biz buna sağlık bakımını katmış olacağız. Söylediğim gibi pilot çalışmalardan sonra bunu geliştireceğiz, 2011 yılı içerisinde büyük ölçüde yaygınlaştıracağız.

 

SUNUCU- Yani gerekire eve araç gelecek, eve doktor gelecek, eve yardımcı ekipler gelecek, çünkü gerçekten yatalak hastaların olduğu ailelerde çok büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bu hastalar diyelim yardımla yürüyebiliyorsa o kişileri kaldırmada ya da temizlik ihtiyaçlarında gerçekten çok zor tablolarla karşılaşabiliyor. O yüzden evde yardım edecek birinin olması da çok büyük bir ihtiyaç bu aileler için.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi bizim konumuz daha çok sağlık bakımı kısmı. Ama şöyle düşünün: Sigorta kurumu evdeki sağlık bakımı gereçlerinin paralarını ödüyor aslında. Ama bir özürlünün veya bir yatalağın yakını olarak siz onu gideceksiniz önce şu anda dışarıdan satın alacaksınız, o satın aldığınız gereçlerin faturasını sigortanın il müdürlüğüne götüreceksiniz, parasını alacaksınız bu bile çok büyük bir külfet. Bunları ortadan kaldırmış olacağız.

 

SUNUCU- Sayın Bakanım, televizyonculuğa yeni başlayan bir muhabir olarak benim için de heyecanlı bir tecrübeydi bu. Sayın Başbakan’dan bir telefon geldi, siz ayrıldınız ve tabi izleyicilerimiz de mutlaka merak etmişlerdir. Sayın Başbakan’ın bir mesajı var mı? Neler söyleyeceksiniz?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi bizim burada da reklam verileceğinden düşünceyle arkadaşlarımız Başbakanımızla irtibat kurmuşlar. Ben programda olduğumu söyleyince, Başbakanımız bir-iki hususa da özellikle işaret etmemi istediler. Yani bu işin en önemli tarafı gerçekten halkın alacağı hizmet tarafıdır. Biliyorsunuz Başbakanımız da bu anlamda biraz damdan düşmüş bir kişi.

 

SUNUCU- Kendisi de ifade etmişti bunu Grup Toplantısında.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Tabi. Yani bu işlerin siyasetinin konuşulduğu Ankara, bu işlerin çok açık söyleyeyim lobiciliğinin yapıldığı Ankara, bu siyaseti konuşanların ve bu lobiciliği yapan kişilerin bir kısmı itibariyle milletin derdinden haberdar değil, halkın derdinden haberdar değil. Büşra Hanım, çok açık söylüyorum, gerçekten bunu bütün yüreğimin samimiyetiyle söylüyorum; halkçıyım demekle falan halkçı olunmuyor. Halkın tarafında duran politikaları takip edeceksiniz, halkın yanında duracaksınız. Şimdi ben bakıyorum, doktorlara muayenehane müjdesi diye manşetler atmış arkadaşlar. İyi, doktora muayenehane müjdesi de, peki vatandaşa muayenehane çilesi mi? Bir manşet atacaksak eğer, Anayasa Mahkemesinin aldığı son karar aslında üniversitede çalışan öğretim üyeleri açısından vatandaşı üniversite hastanelerinde muayenehane çilesine devam kararı verildi diye atılmalıdır. Dolayısıyla, burada bütün mesele vatandaş tarafıdır. Veya bir başka değerli köşe yazarı kötü niyetinden değil belki ama, işte muayenehane çalışanlarıyla ilgili aman çok rahatlatıcı bir karar oldu derken Anayasa Mahkemesinin kararına, 73 milyon insanın o muayenehanelere ihtiyacı olduğu zaman, taşınmasını hiç dikkate almıyor bile. Yani bu ülkede bir muayenehaneye böyle rahatça canım ne olacakmış, Sağlık Bakanı da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, AK Partililer de ne diye uğraşıyorlar, biz gideriz muayenehanelere para öderiz rahat rahat diyebilecek vatandaşın yüzde kaçı var? Onun için politikaları Ankara’dan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altına gelen birtakım muayenehaneci doktorların lobileriyle vesaireyle yürütmeye çalışanlar çok yanılıyorlar. Millet onlara çok büyük bir ders verecek, ben bundan eminim yani. Bu önemli bir örnek.

 

SUNUCU- İzleyicilerimizin çok yoğun soruları var, onlara geçeceğim ama Başbakan iki hususu iletmemi istedi dediniz, bu birincisiydi, halkın yararına olması. İkincisi nedir efendim?

 

SAYIN BAKANIMIZ- İkinci husus da şu: Biz hukukun yanında duracağız. Yani Tabipler Birliğinin teşvik ettiği yahut provoke ettiği gibi hekimlerimizi siz gidin muayenehane açın, sonra mahkemeye verirsiniz, bu arada o hekimlerimiz çok ciddi zarar görürler. Kendileri idari cezalar alacaklardır, memuriyetten çıkarılmaya kadar bu iş gidebilecektir. Onun için ben bütün hekimlerimizi buradan dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum. Bu çeşit provokasyonlara aman kanmasınlar. Hukuk neyse o yerine getirilir. Yani biz şimdi üniversiteler açısından bu yolun açık tutulmasına bir şey diyemiyoruz. Tamam, Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verdi, bana göre yanlış, bana göre sübjektif. Ama ne yapabilirim? Yapabileceğim şey hukuka uymaktır. Öte yandan Sağlık Bakanlığında çalışan değerli meslektaşlar da kuşkusuz hukuka uyacaklardır.

 

SUNUCU- Telefonlar durmuyor, bize de yukarıdan haberler geliyor sürekli telefonlar geliyor diye. Bu sorulardan biri de, en fazla arayanlar da radyoloji çalışanları. Radyoloji çalışanları Tam Gün Yasa tasarı halindeyken de hep itirazlarını iletiyorlardı çeşitli eylemleriyle, basın toplantılarıyla, biz de içindeydik, biz de görüyorduk, bunları haber yapıyorduk. Ve şöyle diyorlardı: Bu yasayla birlikte bizim çalışma saatlerimiz artıyor, 25 saatten 35 saate çıktı bildiğimiz kadarıyla. Ve şöyle diyorlardı: Bizim sağlığımız riske atılıyor, sağlık güvencemiz gidiyor, çünkü daha fazla radyasyona maruz kalıyoruz, daha fazla risk altında kalıyoruz diye tepkileri vardı ama yasalaştı tasarı, şimdi Anayasa Mahkemesi de bunu Anayasaya aykırı bulmadı, herhangi bir iptal kararı yok bu konuda da, ama radyoloji çalışanlarının şikayetleri ve endişeleri devam ediyor. Onlara bir mesajınız olacak mı?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Aslında bu konu açık. Bütün radyoloji çalışanları açısından, meslektaşlar açısından onların 1 ay içerisinde, 1 yıl içerisinde alabilecekleri maksimum radyasyon ışını dozları zaten uluslararası kurallara göre Türkiye’de uygulanıyor. Hepsi dozimetre dediğimiz şöyle yakalarında hastanelere gittiğinizde rastlarsınız, özel bir ölçüm cihazı taşırlar ve bu dozimetreler onların ne kadar radyasyona maruz kaldığını ölçer. Riskli sınıra gelmeden de gerekli tedbirler alınır, izinler verilir vesaire. Dolayısıyla, bu hususta herhangi bir risk falan yok. Yani yeter ki radyoloji çalışanı kendisi o dozimetreyi taşısın, ihmal etmesin ki bunu hiçbir radyasyon çalışanı da ihmal etmez ve tedbirlerini alsın. Kaldı ki, radyasyonu yüksek ölçüde yayan bir cihazla, çok kısa süre içerisinde yüksek radyasyon alabileceğiniz gibi, radyoloji çalışanlarının bir kısmı hiç radyasyona tabi bile olmuyorlar şu anda. Mesela, MR çekiminde çalışan bir radyoloji teknisyeninin radyasyonla bir ilgisi olmaz. Ültrasonda çalışan bir radyoloji doktorunun radyasyonla hiçbir ilgisi olmaz. Dolayısıyla radyoloji çalışanları sadece ışın yayan cihazlarla çalışmıyorlar veya işte raporlama yapan bir radyoloji hekimi düşünün, odasında raporlama yapıyor, orada herhangi bir radyasyon falan yok. Burada önemli olan uluslararası kurallara, Avrupa Birliği’nin kurallarına uygun bir biçimde doz aşımı yapılmayacak tedbirlerin alınmış olmasıdır.

 

Bir de şunu da gerçekleştirdik, radyoloji çalışanımızın bunu da bilmesi lazım: Türkiye’de hakikaten çok eski cihazlar vardı, Atom Enerjisi Kurumundan ruhsat alamamış cihazlar vardı. Cihazların yüzde belki 50’si, 60’ı ancak ruhsatlıydı. Bugün cihazların yüzde 98’i, hepsi ruhsatlı. Niye hepsi diyorum? Çünkü o yüzde 2’lik cihaz da ya değişim olan bir yerdeki ruhsat sürecini bekleyen cihazdır veya yeni açılan bir radyoloji bölümündeki yeni bir cihazdır. Bu işe çok hassasiyet gösteriyoruz. Çalışanlarımız hiç endişe etmesinler. Onların sağlığını biz onlar kadar düşünüyoruz, düşünmeye devam edeceğiz.

 

SUNUCU- Peki efendim, radyasyon demişken bir dönem çok tartışıldı. İngiliz Sağlık Bakanlığı tomografi çekimlerine bir sınır getirmişti ve zararlı olduğu gerekçesiyle bir sınır getirmişti. Bu konu Türkiye’de de çok tartışıldı, çok tartışmalara yol açtı, siz de hatırlayacaksınız, bu konuda sizin görüşlerinizi de almıştık ama, siz şöyle demiştiniz: Tomografiyle ilgili yeni bir düzenleme yapılacak demiştiniz. Bununla ilgili yeni bir düzenleme var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şöyle: Şimdi aslında İngilizlerin yaptığı düzenleme de check-up denilen bu hani belli aralıklarla kişinin sağlık durumunu değerlendiren inceleme veya muayeneler sırasında tomografi çekilmesini onlar uygun görmediler, biz de bunu uygun görmüyoruz. Tomografi bir tarama vasıtası olamaz. Ama hastalıkların teşhisi için de gerçekten tomografi çok önemli. İngiltere’de de bir kısıtlama yok, başka yerde de bir kısıtlama yok. Bu hususta önemli olan nokta; hekimlerimizin gereksiz yere tomografiye yönelmemelidir. Bu anlamda eğitim çalışmalarıyla ilgili olarak ön çalışmaları yapmaya başladık bir heyetle. Hekimlerimizin tomografi istemleri konusunda daha da bilgilendirilmelerinin bu konuda en doğru davranış olacağını düşünüyoruz, böyle bir çalışmayı şimdi başlattık.

 

SUNUCU- Yönetmenim uyarıyor beni, rejiden de uyarıyorlar, bir dizi soru geliyor, telefonlarımız şu anda kilitlenmiş durumda diyebilirim açıkçası.

 

O sorulardan biri de şu: Mecburu hizmet dolayısıyla doğuya giden doktorlar daha sonra hizmet puanları yetmediği için dönemiyorlarmış. Onlarla ilgili bir düzenleme olacak mı, onlar da merakla bekliyor.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Dönemezler mi? Tabii ki dönüyorlar. Ama 1 yıl mecburu hizmetinizi bitirdiniz. 300 gün, 500 gün neyse o civardı bir mecburi hizmeti bitirdiniz. Bitirir bitirmez batıya dönmek isterseniz dönemeyebiliyorsunuz. Ama artık kamuda çalışma zorunluluğunuz kalmıyor. Biz doktorların bulundukları yerden başka yerlere nakil taleplerini bir puanlama sistemiyle gerçekleştiriyoruz. Düşünün şimdi Ağrı’da çalışan bir doktor var, 10 senedir çalışıyor, Ardahan’da çalışan bir doktor var 8 senedir çalışıyor. Siz de mecburi hizmete gitmişsiniz 1 yıl çalışmışsınız. İkinizde oradan ayrılıp, o bulunduğunuz yerlerden ayrılıp batıda başka bir ile geçmeyi arzu ediyorsunuz, öncelikle kim geçecek? Herhalde 8 sene çalışan, 10 sene çalışan geçecek.

 

SUNUCU- Yani bu seneyle bağlantılı hizmet puanları….

 

SAYIN BAKANIMIZ- Hizmet puanlarıyla. Seneyle ve çalışan mahallin, yerin zorluk derecesiyle. Yani siz Muğla’da 1 sene çalışmışsanız veya Aydın’da, öte yandan Şırnak’ta 1 sene çalışmışsanız, Şırnak’ta çalıştığınızda hizmet puanınız daha da yüksek oluyor. Orada çalışma şartlarını biraz daha sosyo gelişmişlik açısından zor bulduğumuz için. Bunda Devlet Planlamanın bir skalası var ona göre düzenliyoruz. Yoksa doktorlarımız elbette başka şehirlere gidebiliyorlar. Ama biz burada çok adil bir sistem ortaya koymuş durumdayız. Yani Sağlık Bakanı dilerse kendi bir yakınını veya tanıdığını batılı bir şehre götüremez. Bu hizmet puanlarıyla tamamen şeffaf biçimde açılan yeni nakil bölgelerine noter huzurunda kuralar yapılıyor önceden, noter huzurunda bu kuralara göre geçişler yapılıyor diğer sağlık çalışanları için. Söylediğim gibi doktorlar için de özelikle hizmet puanları geçerli.

 

SUNUCU- Sayın Bakan, 19 Temmuz’a 2 gün kaldı. Genişletilmiş sigara yasası uygulamasının birinci yılı dolmak üzere, nasıl değerlendireceksiniz bu süreci? Kahvehanelerden bir dizi şikayetler vardı bu konuda, geri adım atılsa, kahvehanelerde serbest olsa, durumumuz kötüye gidiyor diyorlardı; bu konuda Türkiye ne aşamada?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Bir defa ikram sektörü dediğimiz kahvehaneler, lokantalar, restoranlar, barlar, kafeler, buralarda ödenen KDV miktarı 19 Temmuz 2009’dan sonraki 1 yıl içerisinde 1 önceki yıla göre daha fazla. Açılan yeni kahvehane miktarı daha fazla. Vatandaşlara anket yapıldığı zaman; kahvehanelere daha fazla gidiyorum, eskisine göre daha sık gidiyorum diyenlerin oranı daha fazla. Bütün bunları yan yana getirdiğimizde aslında kahvehane esnafı dahil ikram sektörü açısından da önemli bir sıkıntı olmadığı açık. Zaten bütün dünyadaki çalışmalar süreç içerisinde bu ikram sektörüyle ilgili kuruluşlara, esnafımıza vatandaşın daha çok başvurduğunu, oralara daha çok gittiğini gösteriyor. Türkiye’de de böyle olacağını biz biliyorduk. Geçen ben Ankara’da bir iş merkezine gittim. Orta katta bütün büyük bir alan var, bu stüdyoyu düşünün, etrafında kafeler var veya benzeri işte birtakım böyle ayakta yeyip içilen yerler var, hınca hınç dolu gördüm. Ama en sevindirici husus neydi biliyor musunuz Büşra Hanım? Yarısını, belki yarıdan fazlasını çocuklarıyla birlikte aileler oluşturuyordu oradaki topluluğun. Bunu daha önce göremezdiniz, hiçbir aile çocuğunu alıp o dumandan içeri girilmeyen alana gidip de orada yeyip içemiyordu. Dolayısıyla, biz sorduğumuz zaman, vatandaşımıza sorduğumuz zaman, vatandaşın yüzde 90 ila 95’i birçok anket yapıldı, biz yaptık, bağımsız kuruluşlar yaptı. Aman bu kısıtlamalar devam etsin diyor, biz çok rahatız. Düşünebiliyor musunuz, insanımızın bu kadar konsensüs içinde olduğu başka hangi konu bulabilirsiniz?

 

SUNUCU- Açıkçası biz de bu kadar beklemiyorduk. Artık herkes, sigara içinler sigaralarını alıp dışarı çıkıyorlar ve içiyorlar.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Doğru.

 

SUNUCU- Peki yasağa uymayanlar ne oranda, bu konuda hazırlıklı mısınız bilmiyoruz ama rakamlar yanınızda mı? Bu son 1 yıl içinde rakamlar nedir, verilen cezaların oranları nelerdir?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Şimdi rakamlar elimde yok ama çok sayıda…

 

SUNUCU- Türkiye’nin uyumunu soralım o zaman yüzde olarak.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Çok sayıda bu hususta denetleme inceleme yapıldı. Uyum yüzde 95’in üstünde, 97’ler civarında. Burada bir tek sıkıntımız oluştu. Onu da İçişleri Bakanlığı kanalıyla belediyelere yazdık. Şöyle kurgulanmıştı yasa: Belediye zabıta kuvvetleri veya diğer kolluk kuvvetleri bu cezaları yazıyorlar, tahakkuk ettiriyorlar veya sağlık müdürlüğünün görevlendirdiği görevliler. Ama bu cezaların uygulanmasını belediye meclisleri yapmak durumunda, kanuna öyle yazdık. Birçok belediye bu hususta gevşeklik gösterdi. Tahakkuk ettirilen cezaların yüzde 20’si ancak uygulandı belediyeler tarafından. İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla biz bu hususta bir uyarı yazısı gönderdik, bunu takip edeceğiz. Eğer belediyelerimiz bu hususta gerçekten gevşeklik gösterirse, ya onlar için bir yaptırım yapılabilirse onu yaptıracağız, ha olamayacaksa belki kanunun maddesini biraz değiştirip bu cezaların il özel idareleri veya başka bir kuruluş tarafından tasfiye edilmesini sağlayacağız. Çünkü tahakkuk ettirilen cezaların uygulanmadığı oluyor. Ama Büşra Hanım, burada asıl olan ceza değildir. Bu ceza meselesi sürecin başlangıcındaki birkaç yıl içindir. Zaten toplum sonra bunu kabul etmiyor. Yani siz bir defa bir kahvehanede, kafede, lokantada olduğunuz zaman birey olarak içen kişiye lütfen içmeyin uyarısında bulunuyorsunuz. Toplum bunu kabul etmediği zaman bu ortadan kalkıyor. Zaten Türkiye’de sizin söylediğiniz gibi asıl bizi geleceğe ümitle baktıran husus, toplumun bu hususta gösterdiği reflekstir. Yoksa sadece cezalarla falan bunu yenemezsiniz. Türk toplumu bu hususta müthiş bir duyarlılık ve çağdaşlık örneği sergiledi ve bütün dünyada buna parmak ısırıyor. Ama gelin görün ki bunu da mahkemeye götürdüler.

 

SUNUCU- Sayın Bakanım, yönetmenimiz uyarıyor süre bitti diye, ama son bir şeyi sormak istiyorum eğer yönetmenim de izin verirse. Bunu aslında Türkiye’de çok sert olduğu bahsediliyordu bu yasanın, çok sert olduğu, yani biraz daha gevşetilebilirdi deniliyordu ama bunu bir adım öteye götüren ülkeler de var. Balkonlarda, teraslarda da artık içilmesin diyen ülkeler de var. Türkiye’de bir adım öne gitme gibi bir plan var mı?

 

SAYIN BAKANIMIZ- Doğrusu şu anda bu mevcut uygulamaların yerine oturmasını bekleyeceğiz. O söylediklerinizi daha sonra düşünmeliyiz.

 

SUNUCU- Çok teşekkür ederiz Sayın Bakan.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Ben teşekkür ederim, sağ olun.

 

SUNUCU- Çok keyifli bir sohbetti benim için de, umarım izleyenlerimiz de keyif almışlardır bizim gibi. Uzun bir sohbet oldu, araya Başbakan Erdoğan’ın telefonu girdi, daha sonra devam ettik.

Çok teşekkürler, ayaklarınıza sağlık.

 

SAYIN BAKANIMIZ- Ben teşekkür ederim.